6 Nisan 2010 Salı

“Askeri vesayet”

Neymiş, Türkiye Cumhuriyeti’nin vasisi Türk Silahlı kuvvetleriymiş. Bunu kimler söylüyor, sağcısı, dönek solcusu, “aydını”, liboşu vb. Bunları söyleyenler başka zaman olsa insan içine bile çıkamazlardı, fakat şimdi, bazıları ayda 20-50 milyarları götürüyor.

Aziz Nesin, “bizim halkımızın %60’ı aptal” demişti. Bizler ise kızmıştık. Nesin az bile söylemiş.

Türkiye Cumhuriyeti, TBMM’ye bağlı olarak askerler tarafından bağımsızlığını kazanmış ve kurulmuştu. Atatürk ve İnönü gibi savaş kökenliler ülkenin ilk yöneticileri olmuş ve arkalarında ordu desteği olmuştu. Fakat daha sonra, ABD ile yapılan anlaşmalar, Marshall yardımı Türkiye’yi bir sömürge ülkesi haline getirdi. Marshall yardımı karşılığında; Türkiye’de demiryolu yapımı, uçak yapımı, helikopter yapımı, roket yapımı, otomobil yapımı vb. yasaklandı. üstüne üstlük bir de Kore’de ABD çıkarları için Mehmetçiliklerimiz şehit edildi.

27 Mayıs işte bunun üzerine gerçekleşti ve ordu vasisini korudu. Ama NATO ve CENTO’dan çıkmaya cesaret edemeyince Türkiye, Demirel ile birlikte tekrar ABD kontrolü altına girdi. Ecevit hükümetleri bir ölçüde dışında kalmak üzere ABD hükümetleri, günümüzü kadar sürdü, sürüyor.

12 mart ve 12 eylül tamamen bir ABD yapımıdır. Eski İçişleri Bakana İhsan Sabri Çağlayanğil 12 martın bir ABD yapımı olduğunu itiraf etmiştir. 12 eylül’ü ise ABD’nin oğlanları yapmıştır. Peki Türkiye’nin vasisi olan Türk Silahlı Kuvvetleri ne yapmıştır? ABD yanlısı darbe. 12 mart ile birlikte Vesayet bitmiştir yani.

Peki bu Türkiye gerçeğini açıklıyor mu? Elbette açıklamıyor. Sınıfsal temeli olmayan hiçbir tespit doğru değildir.

12 mart darbesi de 12 eylül darbesi de bunalıma giren ekonominin faturasını emekçilere kesmek, ABD ve yerli işbirlikçi burjuvazinin çıkarlarını korumak için ABD tarafından gerçekleştirilmiştir. Burada söz konusu olan bir takım subayların iktidar hırsı değildir. Gerçek sadece o olsaydı bu darbeler gerçekleşemezdi.

Türkiye’de, krize rağmen, Tekel direnişi dışında ciddi bir işçi hareketi yok, 12 eylüllün silindir gibi ezdiği sol hareketler güçlü değil, sendikalar büyük ölçüde işlevini yitirmiş durumda, öğrenciler desen, özel güvenlikçilerden dayak yiyor.

Bu durumda Türkiye’de neden kurumlar birbirini yiyor?

Milli Selamet Partisi, Fazilet Partisi, AKP vb. kimin temsilcisi? Birbirinin devamı olan bu partiler, gerici Anadolu burjuvazinin partisi, onların çıkarlarını savunuyor. Bunları yapmak için var olan egemen olan burjuvazi ile çatışma halinde. Bu yüzden TÜSİAD kendine başkan bile seçmekte zorlanıyor, maliye müfettişleri korkularından gıkları bile çıkmıyor. (İran’da da kapitalizmle çıkarları çelişen feodal yapılar mollayı iktidara getirmişlerdi. Şimdi bu feodal yapılar lüks içinde yaşamlarını sürdürüyor.)

Ordu egemen sınıfın baskı aracıdır. Devlet demek ordu, polis, yargı, hapishane, öğretim kurumları, din demektir. Bunların görevi egemen sınıfın çıkarlarını korumaktır. Anadolu’nun gerici burjuvazisi ile var olan burjuvazi arası çelişkiler bu kurumlarla çatışmayı kaçınılmaz kılıyor. İran’da egemenlik bir karşı devrim ile gerçekleşti. Türkiye’de AKP ise “evrim” ile bunu gerçekleştirmeye çalışıyor, çünkü arkasında güçlü bir halk desteği yok.

Öte yandan ABD, eski biçimiyle egemenliğini sürdüremiyor, yeniden yapılanma gereğini duyuyor. Özellikle Müslüman ülkelerde kaybettiği egemenliğini ve imajını yeniden kazanmak istiyor. Bu amaçla Türkiye’ye yeni görevler vermek istiyor. Türkiye’yi İsrail gibi kendi tetikçisi yapmak istiyor. Üst yapısı ABD kontrolünde olan TSK’nın alt yapısı ile bu istemleri karşılamak mümkün değil. Bir çok muhalif ses çıkıyor, “Avrasya” filan diyorlar. Ergenekon işte burada devreye giriyor.

Tam burada AKP kendi burjuvazisinin iktidarı karşılığında ABD’ye sınırsız hizmet sunuyor.

Türkiye’de yaşanan gerilimin gerçek nedeni bu.

Bunların dışında, ağzına “ABD”, “burjuvazi” kelimeleri almadan konuşan herkes ya Aziz Nesin’in dediği gibi aptal ya da işbirlikçidir.

Peki Avrupa’da vesayet var mı? Avrupa ülkelerinin yarısı zaten krallıkla yani monarşi ile yönetiliyor, krallık vesayeti yani. Almanya ise Alman militarizmle yönetiliyor. Amerika dersen tröstler vesayeti ile yönetiliyor. Başkan, parlamento vs. kandırmaca. Ama bu başka bir yazı konusu.

Son olarak: 12 eylül darbesinin ardından insanlarımız sanıyor ki subayların her dediği oldu. Evet yerellerde onlar birer kral gibi oldu ama bir çok subayın, yüzbaşı, binbaşı, yarbay, albay’ın yakınları hatta kendi çocukları, sol örgütlere bulaştığı için gözaltına alındı, işkence gördü. Hiçbirisi bu yakınlarını polisin elinden alamadı. İzmir Emniyeti 1. şube/siyasi şubenin kapısında, “rütbesi ne olursa olsun hiçbir subay içeri giremez” yazısı asılıydı. Polisler bu yetkiyi nereden almıştı dersiniz? Elbette ABD’den. Ayrıca en kötü insan hakları ihlalleri askeri ceza evlerinde değil, emniyetlerde yaşandı.

Türkiye, Demirel hükümetleri ile birlikte askeri vesayet ile değil, ABD, IMF vesayetleri ile yönetildi, yönetiliyor.

Saygılarımla…

Hiç yorum yok: