5 Nisan 2009 Pazar

Nasıl başarabiliyorlar?

AKP hükümeti, tüm gelmiş geçmiş hükümetlerden daha özelleştirmeci, daha piyasacı çıktı. Cumhuriyet tarihinin tüm kazanımları, yerli yabancı tekellere peşkeş çekti, çekmeye de devam ediyor. Özelleştirme sonucu onbinlerce insan işini kaybetti.

Tarım bilinçli bir şekilde yok edildi. Kırsal kesimde yaşayanlar perişan durumda. Orta kesim, esnaf banka kredileri ile bunalmış durumda, onbinlerce küçük işletme kapandı, kapanmaya devam ediyor.

Kredi kartı mağdurları milyonlara ulaştı.

Her alanda büyük bir baskı yaşanıyor, herkes dinleniyor, hükümet holding medyasına bile tahammül edemiyor. Tekelci burjuvazinin bir kanadı bile hükümeti eleştiremiyor, maliye uzmanlarının incelemelerinden korkuyor.

Üstüne üstlük ekonomik kriz sonucu, başta tekstil sektörü olmak üzere bir çok sektör battı. Yüzbinlerce işçi bu kriz yüzünden işsiz kaldı.

Muhalefet ise hükümetin ekonomik icraatlarına itiraz etmiyor. Onlar da özelleştirmeyi, IMF reçetelerini savunuyor.

Tüm bunların karşısında, karşılarında hiçbir rakip, burjuva partisi, sosyal demokrat parti vb. olmayan sosyalist partiler nasıl oluyor da oylarını artıracağına, halka umut olacağına oylarını düşürmeyi başarabiliyorlar? Sanki insan, o partilerin formatlarının oylarını artırmaya değil de azaltmaya yönelik olarak atıldığını düşünüyor.

Türkiye'de, küçük sosyalist yapıları ve legal olmayan örgütleri bir kenara bırakarak, seçimlere giren üç partinin konumunu değerlendirecek olursak:

1- EMEP
2- ÖDP
3- TKP

Emep, seçimlere hangi sloganla girdi, kitlelere ne önerdi öğrenmek pek mümkün olmadı. Bu parti seçim sonuçlarını değerlendirirken kendi başarı ve başarısızlığını bir kenara bırakarak DTP'nin başarısından söz ediyor. Kısaca Emep Türk ve Kürt emekçilerini, sosyalistlerini unutmuş Kürt milliyetçi hareketinin arkasına takılmış durumda. Kürt oyları ile milletvekili düşleri bile gördüler.

ÖDP, bu partinin de nasıl bir kampanya ile seçime girdiğini bilen yok. Parti kendi içinde ikiye ayrılmış durumda. Liberaller ve sosyalistler olarak. Olağanüstü kongre yaptılar az farkla sosyalistler kazandı. Yakında olağan kongreleri var. O zamana kadar da politik bir tavır takınmaları beklenmiyor.

TKP, bu üç parti içinde görüşleri en net olan parti. AB'ye karşılar, Ergenekon konusunda ise; darbeci Kenan Evren devlet katında en üst düzeyde itibar görürken, darbeci diye bir takım insanların gözaltına alınmasını, muhaliflerin sindirilmesi, toplumun üstüne bir korku tohumları ekilmesi olarak görüyorlar ve AKP'nin demokrasiye değil ülkeyi Osmanlı'ya götürdüğünü belirtiyorlar. Zaten seçim kampanyalarını da bu temel üzerine kurdular. "Ya Osmanlı, ya Sosyalizm"

Peki TKP en gerçekçi değerlendirmeyi yaptığı ve seçim politikalarını bu politika üzerine oturttukları halde oyları neden düştü? (%0.24'den %0.20'e)

Bu partiler hiçbir örgütsel çalışma yapmasa, hiçbir bildiri, miting, yayın organı filan çıkarmasa, oturdukları yerden 12 Eylül mağdurlarını, onların anne-babalarının, çocuklarının filan adreslerini alsa onlara şöyle bir mektup gönderse; "Sayın …. Şimdi çok değişik politik konumlarda yaşıyor olabilirsiniz fakat geçmişini unutacak mısın? Sana kan kusturanları af mı ediyorsun, bakın sayın bay/bayan onlar sizin çocuğunuza sizin anne/babanıza, günlerce işkence yaptı siz kızınızın/oğlunuzun, anne/babanızın çektiği bu işkenceleri unutabilir misiniz? Şimdi yapabileceğiniz bir şey var. İl Genel Meclisinde bize oy verebilirsiniz…. Vb.)
Sadece bu çalışma bile bu sosyalist partilerin oylarını 2/3 kart artırabilirdi.

TKP'nin kampanyasına bakacak olursak; "AKP ve CHP düzen partileridir. İkisi de özelleştirmeci, piyasacı partilerdir. Bu anlamda bu iki partiye oy yok" bu çerçevede TKP, örgütü olan kentlerde ya aday çıkardı ya da ortak adayları destekledi.

Bu kampanya komünist partiler için en doğru bir kampanya olarak görülebilinir. Fakat Türkiye gerçeği bu değil.

Türkiye'de yaşayan insanlar, yaşam alanlarının daralmakta olduğun gördüler. Daha önce yaşadıkları gibi yaşayamayacaklarını, sakallı, takkeli, çarşaflıların yaşam alanlarına ve davranışlarına müdahale edeceklerini gördüler ve bundan alabildiğince korktular. Özellikle, yaşam alanlarını en özgürce kullanabilen insanların yaşadıkları deniz kenarlarında.

Evet CHP'de AKP'de piyasacı ve özelleştirmeci. Ama, örneğin Kılıçdaroğlu ile Topbaş ikisi de özelleştirmeci ve piyasacı derseniz doğru söylemiş olursunuz ama bu doğru hiçbir işe yaramaz. Topbaş'ın seçimi bir kez daha kazanması İstanbul için bir kabustur. Belediyeler günümüz Türkiye'sinde karanlığın yuvası, dinci hareketlerin finans merkezleri durumuna geldikleri gibi, insanların yaşam biçimlerini de yavaş yavaş olsa da değiştirmektedirler.

Bu anlamda yapılmış olan bu yerel seçimlerde, TKP her il ve ilçe örgütüne insiyatif tanıyarak, CHP veya DSP adayı, bağımsız vb. adayları destekleme veya aday çıkarma konusunda yetki vermeliydi.

Bu şekilde parti politik yaşam içinde yer bulabilir ve oylarını artırabilirdi.

TKP aday çıkarmasa nasıl bir seçim kampanyası yürütecekti? Diye soranlar için ise yanıt basit İl Genel Meclisi adaylarınla istediğin kadar kampanya yürütebilirdin. Hiçbir "sol" kesimden de tepki görmez, tersine destek görebilirdin.

Sonuç olarak:
Baykal, CHP hep şunu söyledi, "oylarını küçük partilere verme, bize ver şeriat geliyor" ilerici insanlar oylarını CHP'ye vere vere AKP'nin oyları arttı. %47'lere kadar çıktı. Ama bu genel seçimlerde idi.

Bir çok belde de, ilçede, kentte CHP veya DSP'den aday olan, Osmanlı'ya karşı, Padişahlığa karşı sayısız aday çıktı ve bir kısmı seçimleri kazandı. En azından deniz kenarlarında yaşayan insanlar yaşam alanlarının daraltılması riskinden kurtuldu. Bunun yanında, Erdoğan'ın padişah özlemi, yeni bir anayasa özlemi de şimdilik hayal oldu.

İzmir'de yine bay /bayanlar şortlarla gezebilecek, kızlar erkek arkadaşları ile elele dolaşabilecek, yine insanlar kordonda köpeklerini gezdirebilecekler.

Son söz olarak:
Eğer örneğin İstanbul'da Büyük Şehir Belediye seçimlerinde bin tane oyum olsa idi bir tanesini bile TKP'ye adayına atmazdım. Yine İstanbul'da il Genel Meclisi seçimlerinde bin tane oyum olsa bir tanesini bile CHP-DSP'ye atmaz hepsini TKP'ye atardım.

Saygılarımla.