31 Ağustos 2009 Pazartesi

“Kürt Açılımının” açılımı

Kimse Kürt açılımının ne olduğunu söylemiyor, bir çok kişi destekliyor, hükümet, “Barış için son şans” filan diyor ama açılımı açmıyor.

Yandaşlar, “ne yani barış olmasın mı, insanlar ölmeye devam etsin mi?” dedikleri fakat ne yapılması gerektiğini söylemedikleri bu açılımı; şimdi açıklıyorum.

Bir hükümet yetkilisi masanın bir ucunda, bir DTP (siz ona PKK da diyebilirsiniz) masanın öbür ucunda.

Sayın yetkili, biz ;Türkiye Cumhuriyeti olarak bu acıların son bulmasını istiyoruz.

Sayın devlet yetkilisi, biz de öyle.

O zaman istemlerinizi sıralayın, biz de görüşlerimizi belirtelim.

Öncelikle, ana dilde eğitim, tv, müzik vb. taleplerimiz var.

Başka?

Özerk, otonom vb. bir yönetim istiyoruz. Örneğin belediyeler özerk bölgeler olabilir.

Bunu da kabul ediyoruz. Bu durumda Kandil’i, dağları boşaltıp silahları teslim edecek misiniz?

Fakat daha taleplerimizi bitmedi. Şimdi biz silahları bırakır düze inersek güvencemiz ne olacak?

Ne demek? devlete güvenmeyeceksiniz de kime güveneceksiniz?

Hadi bana eyvallah…

Dur yahu duuur, hemen nereye gidiyorsun. Tamam devletin güvencesine güvenmiyorsunuz o zaman yemin etsek. Tamam tamam otur. Peki güvence olarak ne istiyorsunuz.

Şimdi, güney doğu bir çeşit otonom bölge oldu ya, onu kim koruyacak. Elbette otonom yönetimin de bir silahlı gücü olmalı öyle değil mi? İşte dağda hazır güçler de var. İş bu kadar basit.

Sayın DTP yetkilisi siz ne diyorsunuz? Biz bunu halka nasıl anlatırız.

Anlatırsınız, anlatırsınız nasılsa yandaş medya ne yapsanız sizi destekliyor.

Peki bu dediklerinizi yapsak sorun biter mi?

Biter bitmesine ama, ya siz sözünüzde durmaz da bizim kentlerdeki militanlarımıza saldırırsanız. Çünkü Osmanlı dağdaki baş edemediği efelere af çıkarıp adamları evlerinde namaz kılarken öldürmedi mi?

Eee peki ne yapacağız.

Gayet kolay, tüm askerlerinizi Güney Doğudan çekersiniz olur biter.

Neee asker çekmek mi? Siz bizim Yüce divan’a gitmemizi istiyorsunuz.

Yok canım bir şey olmaz. Bakın neler yapıyorsunuz da bir şey oluyor mu? Nasılsa her ikimizin arkasında da Amerika var. Doğan medyaya da birkaç ihale verirsiniz olur biter.

Tamam olsa bile bizim o bölgeden çıkmamız için yıllar lazım. Cephanelerimiz, tanklarımız, toplarımız, mühimmatımız vb. bir çok şeyimiz var.

Siz o konuyu merak etmeyin. Onları bırakıp bir günde gidersiniz, bize de tank/top/cephane lazım ama öyle değil mi? Ne de olsa bu bölgenin sınırlarını biz koruyacağız artık.

Tamam tamam önerilerinizi hükümetime bildireceğim.

Haaa bir şey daha var.

Nedir o?

Peki siz askerinizi Güney Doğu’dan çektiniz, biz düze indik. Ya peki arkasından tekrar bölgeye gelip bize saldırırsanız.

Eeee, ne yapmamızı istiyorsunuz?

Gayet kolay! Araya tampon bölge oluşturur, oraya da ABD askerlerini yerleştiririz olur biter.

Hadi lan ordan, bunu değil bu koşullarda İslam devletini kursak bile yapamayız.

İşte açılımın açılmayan tarafını açtım.

Rütbesi ne olursa olsun, en aptal bir askeri yetkili bile, sonu belli olmayan durumlarda silahını teslim etmez.

Bu açılımın açılımı yoktur.

Peki bu Kürt sorunu çözülemez mi?

Elbette çözülür. Her iki toplumda da emperyalist ve onun yerli işbirlikçileri, toprak ağaları, şeyhler, şıhlar kovalanır bu durumda her iki halk kolayca bir çözüm yolunu bulabilir.

Şimdiki koşullarda çözüm yolu nedir? Derseniz,

O da kolay.

Öncelikle APO’ya af çıkartmaya filan gerek yok. Alırsınız onu herhangi bir PKK hükümlülerinin olduğu bir cezaevine atarsınız. Bu bir yumuşama belirtisi olarak hemen değerlendirilir.

Ana dilde eğitim.

Eğitimin yabancı dile olamaz. Bir insanın ana dili ne ise eğitimi de o olmalıdır. Kürtçe düşünen bir insan Türkçe şiir yazmaya zorlanamaz. Kürtçe düşünen bir insan Türkçe bilimsel düşünce üretemez.

Aynı şekilde bir Türk’e İngilizce eğitim verirseniz o, yaratıcılığını geliştiremez. Örneğin Nazım Hikmet’i Rusça şiir yazmaya zorlayamazsınız.

Her insan doğduğu anasından öğrendiğini konuşmalı ve o dilde eğitim görmelidir. Güney Doğudaki devlet okulları Kürtçe olarak eğitim vermeli yabancı dil olarak da Türkçe’yi öğretmelidir. Batıda bir çok özel okul var. Müşterisi varsa, girişimciler Kürtçe eğitim veren özel ilköğretim, lise ve yüksek okul kurar isteyen gider. Gerek Güney doğudaki gerekse batıdaki tüm okullar, diğerleri gibi Milli Eğitim Bakanlığına bağlı olurlar. İsteyen herkes Kürtçe TV/radyo da kurabilir. Onları da RTÜK denetler.

Bölgede toprak reformu yapılarak topraksız köylülere toprak verilir. Toprakları işlemesi için gerekli ekipman, tohum, kredi vs. de. Sonuç olarak silahlanmaya, savaşa harcanan paralar o bölge insanın istihdamına harcanır. Parası, ekonomik güvencesi, yarınları olan ve Kürt olduğu için dışlanmayan, ana dilinde konuşan, eğitim gören hiçbir Kürt de kolay kolay dağa çıkmaz.

Kürtleri tahrik eden tüm girişimler yasaklanır.

Bunlar belki dağdaki militanları düze indirmez ama dağa yeni çıkanların önüne geçer, süreç içinde de dağdakiler köylerine dönebilir.

Bu yapılanlar kesin olarak terör olaylarının yavaşlamasına yeterlidir. Eğer tüm bunlara karşılık PKK saldırmaya devam ederse kitlelerden dışlanması kaçınılmazdır.

Bunlar var olan bu koşulların çözüm önerileridir. Gerçek çözüm ise, kimsenin kimseyi sömürmediği halkların kardeşçe ve özgürce yaşayabildiği çözümlerdir.

Saygılarımla…

Hiç yorum yok: