Bir arkadaşım bana sordu, “bu komünistlere ne oldu, hiç sesleri çıkmıyor” dedi.
Olur mu öyle şey filan dedim ama benim de kafam karıştı. Biraz araştırmaya başladım. Bakın ortaya ne sonuç çıktı.
Önce, 12 öncesi günlerinde Politika Gazetesinde her gün köşesini okuduğumuz Oya Baydar’ı aradım hemen. Fakat boşuna zahmete girmişim. O daha Almanya’da iken, “nostaljik çığlıklar” atarak komünizme veda etmiş.
Bu kez yine Politika Gazetesinde zevkle okuduğumuz Aydın Engin aklıma geldi. Tuttum onun yazılarını araştırdım. Bir çok gazeteye girmiş çıkmış tutunamamış sonunda da Hrant Dink’in arkadaşı, Agos Gazetesi yazarı olmuş, Ermeni halkının ulusal çıkarlarını savunuyor. Sonra da AKP’ye karşı yapılan Cumhuriyet mitinglerini Hitler’in yükseliş mitinglerine benzetti. Şimdiki Ergenekon savcısı gibi.
Baktım ondan hayır yok aramaya devam ettim.
Aklıma Ufuk Uras geldi, bin umut adayı var ya, hani Kürtlerin oyu ile milletvekili olan, “bakalım o ne diyor” dedim. Ona göre İlhan Selçuk filan olmuş sosyal faşist. Oysa İlhan Selçuk’un 12 Eylül günleri yazılarını anımsadım, işkencelere, idamlara filan karşı çıktığı için devamlı emniyete götürülen, onun yüzünden Cumhuriyet Gazetesinin sayısız kez kapatıldığını anımsadım. Şaşırdım. Ama Uras meğerse Dev-Yol kökenli değil, öz ÖDP’li imiş. Haklı adam canım, AKP’yi demokrat sanıyor, onunla demokrasi geleceğini düşünüyor. Hani nasıl da 1 Mayıs ta Türkiye’ye demokrasi gelmişti. ÖDP binasına atılan gaz bombaları ile ne güzel de gözleri yaşara yaşara demokrasiyi solumuştu Uras. (orada yok muydu? Olsun)
Sonra aklıma Baskın Oran geldi. Hani ezber bozan adam var ya, o. O da olmuş Kürt ve Ermeni milliyetçisi. Ama, “her tür milliyetçilik kötüdür” de diyor. Bu nasıl oluyor diye sordum, onlar ezilen ulus olduğu için milliyetçilik onlara serbestmiş. “Ama biz de eziliyoruz, AB-D bizi eziyor sömürüyor Kürt ve Ermeniler gibi” dedim ama dinlemedi, bize milliyetçilik, yurtseverlik yasakmış. Baktım ondan da fayda yok.
Hemen aklıma Haydar Kutlu geldi, hani son TKP-TBKP genel sekreteri. Onu biraz araştırdım. Onun ise girmediği kapı kalmamış en iyisi ondan söz etmemek.
Dedim ki, bu TKP’liler ne yapıyor. Baktım kendilerine “öz TKP” diyenler var, Ürün- Tüm İGD gibi. Evet onları bulmuştum. Fakat onlara baktım türbanın üniversitelerde serbest bırakılmasını savunuyor. Ne imiş, “türbana özgürlükmüş” yapmayın, bu gericiliktir, kadınları ikinci sınıf vatandaş yapmaktır” dedim. Ama beni kimse dinlemedi.
Bu sefer de bakalım Ertuğrul Kürkçü ne diyor dedim. 68 kuşağının liderlerinden kaşarlanmış devrimci. Sordum kendisine ilkelerinden dönmemiş, sevindim ama bir baktım yazısına, “aynı karede”. Bir fotoğraf çekmiş, tutmuş, Sabih Kanadoğlu’nu, İlhan Selçuk’u, Mustafa Balbay’ı, İbrahim Şahinlerle, Veli Küçüklerle aynı kareye yerleştirmiş. Peki, “bu karede neden işkenceci polisler yok” dedim, yanıt alamadım. Kürkçü’nün eline versen daha büyük objektifli, eskiye yönelik film çeken bir kamera tutacak Stalin ile Hitler’i de aynı kareye koyacak. Baktım ondan da bana fayda yok.
Bu kez karşıma 78 liler org çıktı. Onlar da bana bir fırça kaydılar. Yok neymiş ben Ergenekon soruşturmasına karşı çıkarak, darbecilerin, işkencecilerin yargılanmasına karşı çıkıyormuşum. AKP’den demokrasi çıkmaz, karanlık cinayetler aydınlanmaz, derin devlet çözülmez, derin devlet demek ABD’dir dedim, darbecilerin başı devletin en tepesinde itibar görüyor onu neden içeri atmıyorlar filan dedim ama anlatamadım. İşkenceciler ise “görevlerini” yapmaya devam ediyorlar ya neyse.
Kendilerine Marksist-Leninist diyen bir gurup buldum (Kızılyıldız). Kendileri dışındaki yapıları eleştiriyorlar hem de Barzani’yi savunuyorlar. “Barzani’yi savunmak ABD’nin kucağına oturmak değil mi?” diye sordum. Yanıtları ise çok ilginç oldu, “yeteri kadar Türkiye’nin kucağına oturduk, biraz da ABD’nin kucağına oturalım” oldu.
Biraz da radikaller ne yapıyor onlara bakmaya kalktım. Onları AKP hükümeti tutmuş gözaltına almış. 60’ın üzerinde devrimci gözaltında. Diyorlar ki, “AKP faşist iktidarı bizden korkuyor” filan. Tamam dedim aradığımı buldum. Sonra bir baktım, bunlar İzmir’de eylem yapmışlar. Ne yapmışlar? İşbirlikçi, gerici, faşist partilerin afişlerini yırtmışlar. Kimlerin mi? CHP ve MHP’nin.
AKP’nin afişlerini de yırtsalardı seçimlerde eşitliği sağlamış olurlardı ama eşitlik konusunda bir bilgi yok.Güldüm geçtim.
Geldi sıra bizim, goşistlerimize, Maocularımıza. Yani ÖDP ve EMEP’e. Emep tutmuş DTP ittifakı olmuş. DTP neyi savunuyor? Kürt milliyetçiliğini.
ÖDP ise, “Ergenekon yetmez, Darbeciler de yargılansın” diye kampanya açmış. Yani onlar da sanıyorlar ki Ergenekon soruşturması ile ülkeye demokrasi gelecek. Ama sanırım ÖDP’nin şimdilik her tür görüşü askıda. Onlar daha önce de bir takım görüşleri askıya alıyorlardı. Şimdi de AKP/ Ergenekon konusunu askıya aldılar. Çünkü Ergenekon yüzünden başlayan ayrışma onları olağanüstü genel kurula götürdü. Ufuk Uras başkanlıktan düştü ama yakında yeni olağan kongreleri var. Ondan sonra tavır belirleyecekler.
Peki hiç komünist yok mu? Var.
Paranın saltanatı varsa halkın da TKP’si var.
Baktım TKP, “DURDURUN” diyor. AKP’nin durdurulması istiyor yani. Çok hoşuma gitti. Ama nasıl durduracağız. Sandım ki CHP’li başkan adaylarına oy vereceğiz. Ama öyle değilmiş, CHP’de AKP’de düzen partisi, özelleştirmeci, piyasacı imiş. Bu anlamda ikisinin arasında fark yokmuş. Gerçi CHP Osmanlılığı savunmuyor ya olsun. TKP diyor ki, “Ya Osmanlı ya Sosyalizm” bu sloganı okuyunca, “eyvah dedim boku yedik” yakın dönemde sosyalizm gelemeyeceğine göre Osmanlı olacağız.
Sonuç olarak:
Türkiye’nin, emekçi halkın geleceği 12 eylül öncesi gibi, TKP, ÖDP, Emep ile yön bulacak. Umarım eleştirilerde bulunduğum, umut ettiğim bu üç yapı yanlarına da Kürt milliyetçiliğini değil Kürt sosyalistlerini alarak, bizi, ittifak içinde aydınlık ufuklara taşırlar.
Belediye seçimlerine karışmam ama il Genel meclisi seçimlerinde bu üç partiye oy verilmesini gerektiğini düşünüyorum.
Yalnız TKP’ye bir önerim var, eski TKP’liler partinin üvey evladı olmasın.
Aslında arkadaşımın bir sorusu daha vardı.
Neden komünistlerin ekonomist ve sanatçıları yok?
Gerçekten neden yok?
Bu aşamada biraz komplo teorilerine girmek gerekiyor bence.
1- Adnan Kahveci ölmeseydi ANAP’a genel başkan olur muydu? O durumda ANAP şimdiki gibi yerlerde sürünür müydü?
2- Ahmet Priştina yaşıyor olsaydı şimdi CHP’ye Genel Başkan olur muydu?
Bunların ölümünde hiç sır perdesi yok mu?
Ya peki Barış Akarsu, günümüzün Cem Karacası. Onun ölümünde de sır perdesi yok mu?
İsterseniz “kimdir o” parçasını Youtube den izleyebilirsiniz.
Bilinen cinayetler Ergenekon soruşturmasına ilave ediliyor. Hiç bilinmeyen cinayet yok mu? Yukarıdakiler gibi.
Bir de soru:
Sayısal Loto’da iki kişiye çıktığı bildirilen 50 trilyona yakın paranın AKP seçim kampanyasında kullanılmadığından emin misiniz? seçim öncesine kadar parayı biriktirdiler de.
Bilgi için: yuvarlak olarak, MHP: 20 trilyon, CHP: 30 trilyon, AKP:40-50 trilyon bütçe ile seçimlere girdiler.
Saygılarımla…
14 Mart 2009 Cumartesi
17 Şubat 2009 Salı
Ertuğrul Kürkçü’nün "Aynı Karede" isimli yazısı üzerine
"İbrahim Şahin "örgüt üyesi olabilir" demeye getiriyor Baykal, ama "Kanadoğlu olamaz". Oysa "saf hukuk" açısından ikisinin de "örgüt üyeliği"nden kovuşturulmalarının önünde hiçbir engel olmadığı gibi, açık kanıtlar ve adil bir yargılama ile mahkum olana değin Şahin'i de "masum" saymak aynı "hukuk"un gereği."
Diyor yazısının bir bölümünde Kürkçü.
Öncelikle;
İbrahim Şahin zaten sabıkalı, mahkum olmuş, Susurluk Çetesi yüzünden ve Cumhurbaşkanı. af etmiş.
Ayrıca ,
1- İbrahim Şahin ile Kanadoğlu'nun ayni karede olması mümkün değil. Şöyle; diyelim ki, Kanadoğlu bu AKP hükümetinden kurtulmak için darbeyi bile olumluyor. Ve bir şeyler yapılmasını istiyor, destekliyor, bekliyor filan. Ancak bu çerçevede ayni karede olmaları söz konusu olabilir. Yoksa onlar var olan bir örgütün birer üyeleri olması mümkün değil. Sanırım siz de onları aynı örgütün birer elemanı olarak, toplantılar yapan bir yapı olarak düşünmüyorsunuz.
Ama böyle bile olsa İbrahim Şahin ile Kanadoğlu yine aynı karede yer alamazlar. Alamazlar çünkü Kanadoğlu darbeyi savunuyor olsa, eminim ki İbrahim Şahin savunmuyor olacaktır.
Çünkü İbrahim Şahin egemenlerin bir oyuncağıdır. Günümüzün egemeni de ABD/AKP'dir.
İbrahim Şahin tam hasta olmasa da sağlıklı bir insan da değildir. Başındaki işitme cihazı bile bunun için yeterlidir. Kısaca İ. Şahin'in ahı gitmiş vahı kalmıştır.
Onun yerini alacak binlerce İbrahim Şahinler olduğu da çok açıktır. Ayrıca İbrahim Şahin artık deşifredir. Aynı Mahir Kaynak gibi. Bu iki nedenden dolayı derin devletin kullanamayacağı bir kişiliktir artık. Aynı Veli Küçük gibi.
2- Ya peki İlhan Selçuk, Yalçın Küçük bu kareye nasıl giriyor? Bu iki kişi işkenceler görmüş hapis yatmış insanlar. Eğer darbe yapmak için derin devlet adına çalışıyor olsalardı Mahir Kaynak gibi mahkemelerden ellerini kollarını sallayarak çıkarlardı.
3- Biraz geçmişe gidersek, 6-7 Eylül olaylarını dinci yapılar yaptı. Kanlı Pazar'ı da. Sivas olaylarını da. Ya peki Mumcu'nun/İpekçi’nin öldürülmesi, Çorum, Maraş katliamları, H. Dink cinayeti, Rahip cinayeti , Aksoy, Kışlalı, faili meçhul cinayetler vb tüm cinayetleri bu hükümetin çözmesini beklemek biraz saflık olmuyor mu? Çünkü hepsini arkasında ABD var. AKP'nin arkasında da ABD.
Ecevit'in de anlattığı gibi, derin devlet, şu yapılardan oluşa gelmiştir hep. Asker, Jitem (J. İstihbarat), polis, Mit, CİA, MHP (BBP), MTTB (ve devamı Hizbullah gibi dinci yapılar) şimdi bu kareye buyurun yerleştirin İlhan Selçuk'u, Yalçın Küçük'ü, Sabih Kanadoğlu'nu?
4- Türkiye'ye ılımlı İslam(Osmanlıcılık) rolü verenlerin önünde iki temel engel var. Bir tanesi halk hareketleri. İkincisi ise ordu içindeki laik/Atatürkçü kesim.
Türkiye'de oynanan tüm oyunlar bu iki şıkkı ortadan kaldırmaya yönelik. Örneğin Cumhuriyet mitingleri ilerici, solcu, Atatürkçü, anti-emperyalist kitlelerin desteğini alarak büyük boyutlara ulaştı. Öncelikle bu yapı kırılmalı idi ve karalanmaya başladı.
Mitingleri komutanlar organize etmiş. Sayın Kürkçü sayısız eylemlere örgütlemiş/katılmış bir kişi olarak komutanlar böylesi mitingler düzenleyebilir mi?
Cumhuriyet Mitinglerin mimarı Tuncay Özkan, Kanal Türk'tür yani. Kanal-Türk, F. Gülen cemaati tarafından satın alınarak kitlelerin burnu sürtülmüş (yoksa batık bir kanalı neden satın alsınlar ki?), Tuncay Özkan da içeri atılarak pasifize edilmiştir. Cumhuriyet mitinglerine katılanlarda darbeci ilan edilmiş, Ergenekoncu olmuşlardır. AKP medyası öyle söylüyor.
En son İzmir'de yapılan Cumhuriyet mitingine (geçtiğimiz hafta) sadece iki bin kişi katılmıştır. Bu iş bitmiştir yani. Geride sendikaların ve sosyalist yapıların kitle hareketleri vardır. Onlar da 15 Şubat mitingi gibi yok sayılmışlar ya da "Ergenekon kavgası" adı altında küçümsenmişlerdir. Ama yine de en ciddi kitle hareketi sadece ve sadece bu yapılardan gelmesi olanaklıdır ve önümüzdeki günlerde bu yapıların da eylem yapmasını engellemeye yönelik girişimleri izleyeceğiz.
Ordu içindeki laik/Atatürkçü subayların emir komuta zinciri dışında darbe yapması şimdilik en büyük tehlike olarak ABD'nin ve AKP'nin karşısında durmaktadır. (emir komuta kademesi zaten ABD/AKP'nin arkasındadır. 17 nisan bildirileri filan AKP'ye hizmet için düzenlenmiştir) Zaten Ergenekon soruşturması da bu iki amaca yöneliktir.
1- kitle hareketlerini kırmak, muhalefetin sesini kısmak, içeri almakla filan tehdit etmek, basının ilerici yazarlarını susturmak.
2- Orduyu yeniden yapılandırmak. Ordu dışında devleti yeniden yapılandırmada hükümet önemli yollar aldı ve önünde hiçbir engel de yok. Nasılsa CHP ve MHP'de en büyük destekçisi.
Emir komuta dışında, ABD karşıtı bir darbe olabilir mi? Olmuşu var, 27 mayıs 1960 darbesi. Bu yüzden AKP medyası 1960 darbesinin ABD yanlısı olarak tanımlamaya çalışıyor. Neymiş, Menderes komünist oluyormuş? İnanırsanız!
5- Susurluk'un kayıp silahlarını herkes biliyor örneğin Mehmet Ağar. Devlet gerçekten o silahları bulmak istiyorsa istediği anda bulur.
Sonuç olarak: Ergenekon soruşturması tüm medyanın, muhalefetin önünde bir tehdit olarak duruyor. Yazarlar ince ayar! Yapıyor.
Bilgi için:
Medyadan öğrendiğime göre, Cumhurbaşkanı Necdet Sezer, hükümetin, (Adalet, Sağlık bakanlığı vb.) sağlık gerekçesiyle önüne getirdiği tüm mahkumlara af taleplerini onaylamıştır. İbrahim Şahin olayında bir art niyet aramak bence yanlıştır.
Ertuğrul Kürkçü’nün, "Aynı Karede" yazısını okumak isteyenler için;
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=EklerDetay&ArticleID=917578&CategoryID=42
Diyor yazısının bir bölümünde Kürkçü.
Öncelikle;
İbrahim Şahin zaten sabıkalı, mahkum olmuş, Susurluk Çetesi yüzünden ve Cumhurbaşkanı. af etmiş.
Ayrıca ,
1- İbrahim Şahin ile Kanadoğlu'nun ayni karede olması mümkün değil. Şöyle; diyelim ki, Kanadoğlu bu AKP hükümetinden kurtulmak için darbeyi bile olumluyor. Ve bir şeyler yapılmasını istiyor, destekliyor, bekliyor filan. Ancak bu çerçevede ayni karede olmaları söz konusu olabilir. Yoksa onlar var olan bir örgütün birer üyeleri olması mümkün değil. Sanırım siz de onları aynı örgütün birer elemanı olarak, toplantılar yapan bir yapı olarak düşünmüyorsunuz.
Ama böyle bile olsa İbrahim Şahin ile Kanadoğlu yine aynı karede yer alamazlar. Alamazlar çünkü Kanadoğlu darbeyi savunuyor olsa, eminim ki İbrahim Şahin savunmuyor olacaktır.
Çünkü İbrahim Şahin egemenlerin bir oyuncağıdır. Günümüzün egemeni de ABD/AKP'dir.
İbrahim Şahin tam hasta olmasa da sağlıklı bir insan da değildir. Başındaki işitme cihazı bile bunun için yeterlidir. Kısaca İ. Şahin'in ahı gitmiş vahı kalmıştır.
Onun yerini alacak binlerce İbrahim Şahinler olduğu da çok açıktır. Ayrıca İbrahim Şahin artık deşifredir. Aynı Mahir Kaynak gibi. Bu iki nedenden dolayı derin devletin kullanamayacağı bir kişiliktir artık. Aynı Veli Küçük gibi.
2- Ya peki İlhan Selçuk, Yalçın Küçük bu kareye nasıl giriyor? Bu iki kişi işkenceler görmüş hapis yatmış insanlar. Eğer darbe yapmak için derin devlet adına çalışıyor olsalardı Mahir Kaynak gibi mahkemelerden ellerini kollarını sallayarak çıkarlardı.
3- Biraz geçmişe gidersek, 6-7 Eylül olaylarını dinci yapılar yaptı. Kanlı Pazar'ı da. Sivas olaylarını da. Ya peki Mumcu'nun/İpekçi’nin öldürülmesi, Çorum, Maraş katliamları, H. Dink cinayeti, Rahip cinayeti , Aksoy, Kışlalı, faili meçhul cinayetler vb tüm cinayetleri bu hükümetin çözmesini beklemek biraz saflık olmuyor mu? Çünkü hepsini arkasında ABD var. AKP'nin arkasında da ABD.
Ecevit'in de anlattığı gibi, derin devlet, şu yapılardan oluşa gelmiştir hep. Asker, Jitem (J. İstihbarat), polis, Mit, CİA, MHP (BBP), MTTB (ve devamı Hizbullah gibi dinci yapılar) şimdi bu kareye buyurun yerleştirin İlhan Selçuk'u, Yalçın Küçük'ü, Sabih Kanadoğlu'nu?
4- Türkiye'ye ılımlı İslam(Osmanlıcılık) rolü verenlerin önünde iki temel engel var. Bir tanesi halk hareketleri. İkincisi ise ordu içindeki laik/Atatürkçü kesim.
Türkiye'de oynanan tüm oyunlar bu iki şıkkı ortadan kaldırmaya yönelik. Örneğin Cumhuriyet mitingleri ilerici, solcu, Atatürkçü, anti-emperyalist kitlelerin desteğini alarak büyük boyutlara ulaştı. Öncelikle bu yapı kırılmalı idi ve karalanmaya başladı.
Mitingleri komutanlar organize etmiş. Sayın Kürkçü sayısız eylemlere örgütlemiş/katılmış bir kişi olarak komutanlar böylesi mitingler düzenleyebilir mi?
Cumhuriyet Mitinglerin mimarı Tuncay Özkan, Kanal Türk'tür yani. Kanal-Türk, F. Gülen cemaati tarafından satın alınarak kitlelerin burnu sürtülmüş (yoksa batık bir kanalı neden satın alsınlar ki?), Tuncay Özkan da içeri atılarak pasifize edilmiştir. Cumhuriyet mitinglerine katılanlarda darbeci ilan edilmiş, Ergenekoncu olmuşlardır. AKP medyası öyle söylüyor.
En son İzmir'de yapılan Cumhuriyet mitingine (geçtiğimiz hafta) sadece iki bin kişi katılmıştır. Bu iş bitmiştir yani. Geride sendikaların ve sosyalist yapıların kitle hareketleri vardır. Onlar da 15 Şubat mitingi gibi yok sayılmışlar ya da "Ergenekon kavgası" adı altında küçümsenmişlerdir. Ama yine de en ciddi kitle hareketi sadece ve sadece bu yapılardan gelmesi olanaklıdır ve önümüzdeki günlerde bu yapıların da eylem yapmasını engellemeye yönelik girişimleri izleyeceğiz.
Ordu içindeki laik/Atatürkçü subayların emir komuta zinciri dışında darbe yapması şimdilik en büyük tehlike olarak ABD'nin ve AKP'nin karşısında durmaktadır. (emir komuta kademesi zaten ABD/AKP'nin arkasındadır. 17 nisan bildirileri filan AKP'ye hizmet için düzenlenmiştir) Zaten Ergenekon soruşturması da bu iki amaca yöneliktir.
1- kitle hareketlerini kırmak, muhalefetin sesini kısmak, içeri almakla filan tehdit etmek, basının ilerici yazarlarını susturmak.
2- Orduyu yeniden yapılandırmak. Ordu dışında devleti yeniden yapılandırmada hükümet önemli yollar aldı ve önünde hiçbir engel de yok. Nasılsa CHP ve MHP'de en büyük destekçisi.
Emir komuta dışında, ABD karşıtı bir darbe olabilir mi? Olmuşu var, 27 mayıs 1960 darbesi. Bu yüzden AKP medyası 1960 darbesinin ABD yanlısı olarak tanımlamaya çalışıyor. Neymiş, Menderes komünist oluyormuş? İnanırsanız!
5- Susurluk'un kayıp silahlarını herkes biliyor örneğin Mehmet Ağar. Devlet gerçekten o silahları bulmak istiyorsa istediği anda bulur.
Sonuç olarak: Ergenekon soruşturması tüm medyanın, muhalefetin önünde bir tehdit olarak duruyor. Yazarlar ince ayar! Yapıyor.
Bilgi için:
Medyadan öğrendiğime göre, Cumhurbaşkanı Necdet Sezer, hükümetin, (Adalet, Sağlık bakanlığı vb.) sağlık gerekçesiyle önüne getirdiği tüm mahkumlara af taleplerini onaylamıştır. İbrahim Şahin olayında bir art niyet aramak bence yanlıştır.
Ertuğrul Kürkçü’nün, "Aynı Karede" yazısını okumak isteyenler için;
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=EklerDetay&ArticleID=917578&CategoryID=42
3 Şubat 2009 Salı
Amerika’nın Think -Tank’çıları
Amerika, Washington, D.C.'nin, en önemli binalarından birisi, beş kenarı ile İsrail yıldızına benzeyen Pentagon binası, orada Tik-tak çılar (siz onu isterseniz think-tank olarak okuyabilirsiniz.) dünyada Amerikan politikalarının ne olmasını, ne olmamasını, 3. dünya savaşları ve bölgesel savaşlar ve olası sonuçları, yani her şeyi tartışıyorlar.
Masada 12 kişi oturuyor. ABD'nin en yüksek maaş alan Tik-Tak çıları. Günler aylar süren tartışmalar sonrasında, zaman sırasına göre, Afganistan'da, Rusya'ya karşı Taleban'ı, İran'a karşı Saddam'ı, El Fetih'e karşı Hamas'ı, Lübnan'da Suriye'ye karşı Hizbullah'ı destekleme kararı alıyorlar ve Washington, D.C'ye bildiriyorlar.
ABD yönetimi bu görüşlere uygun davranıyor. Günler, aylar, yıllar geçiyor. Bu kuruluşların hepsi ABD karşıtı oluyor neden acaba?
Rusya'ya karşı, Afganistan'da Taleban'ı örgütleyen ABD şimdi Taleban ile savaşıyor. Taleban ABD'ye kök söktürüyor. Saddam idam ediliyor ama şimdi Irak'ta Baas partilileri ABD'ye karşı dünyanın en büyük direnişlerden birini sergiliyor.
Suriye'de ABD'nin desteklediği Hizbullah İsrail ordusunu kara savaşında yeniyor.
Filistin'de solcu el-Fetih'e karşı Hamas'ı örgütleyen ABD/İsrail'in şimdi El-Fetih ile arasından su sızmıyor. Baş düşman Hamas oluyor.
Olur canım bu kadar hata kadı kızında da olur.
Peki başka ne oluyor,
Dünya ekonomisinin ve silahlarının neredeyse yarısı elinde bulunduran ABD'nin tik-tak çıları, Çin'i, Rusya'yı, Hindistan'ı filan ABD'den koparıp yeni bir kutup yaratıyorlar.
Çin ekonomik olarak ABD'yi tehdit etmeye başlıyor.
Rusya SSCB'den kalma nükleer silahları ve enerji kaynakları ile ABD'ye kafa tutar oluyor.
Olur canım olur Tik-Tak çılar bu kadar hata yapabilir.
Peki bu Tik-Tak çılar Latin Amerika'da ne yapıyor. Neredeyse oradaki tüm ülkeler ABD karşıtı olmuş. Kendi aralarında, ABD'ye karşı askeri ve ekonomik işbirliği konularına yönelmişler.
Olur canım bu kadar hata kadı kızanda da olur.
Bu yüzden Tik-Tak çıları suçlamamak gerekir.
Şimdi bu Tik-Tak çıların en büyük marifeti ise şişeden cin çıkarmak. Nasıl? derseniz, Milli Nizam Partisi, Milli Selamet Partisi, Fazilet Partisi vs. kökenli AKP'den ılımlı İslam (yani ABD/İsrail yanlısı İslam) yaratmaya kalkmaları.
Bu girişim de Davos'ta duvara tosluyor. Nasıl toslamasın ki; Adamlar çocukluğunda, "mum söndülerle", "iğneli beşik, hamursuz bayramları" ile büyütülüyor. Hemen gidip, Taleban, Hizbullah, Hamas, Suriye ve İran'ın yanında yerlerini alıyorlar.
Dünyanın en yüksek maaşını alan bu Tik-Tak çılar komik canım çok komik…
Bu Tik-Tak çılar komik de bizim aydınlarımız, bilim adamlarımız, strateji uzmanlarımız, köşe yazarlarımız, politikacılarımız komik değil mi?
Bence onlar daha komik.
Neymiş? Erdoğan Fatih olmuş, Abdülhamit olmuş, Nasır olmuş, dik durmuş falan.
Nasıl olmuş? İsrail Devlet Başkanı Şimon Peres karşısında esmiş gürlemiş! Ya peki daha önceki başbakanlar, ABD Başkanı, İsrail başkanı karşısında neden esip gürleyememiş. Onların ağızlarını bandlamışlar mı?
Şimdi dünyanın en borçlu ülkesi, askeri anlamda ABD/İsrail'e göbeğinden bağlı, Ekonomisi yabancılara teslim edilmiş bir ülke nasıl olur da AB-D/İsrail'e kafa tutabilir?
Şimdi bizim bazı aydınlarımıza göre tutabilirmiş. Ne diyor bu aydınlarımız filan? Bakın İsrail hiç tepki göstermedi, özür bile diledi, ABD'den tık yok vs. Eeee adamlar bizim gibi aptal mı? Hemen tepkilerini göstersin. Ayrıca onların düşündükleri AKP hükümeti değil ki, Türk halkı. Onlar şimdi İsrail karşıtlığını tavan yapmış Türk halkını yatıştırmaya çalışıyor. Çünkü çok iyi biliyorlar ki AKP hükümeti gidici Türk halkı ise kalıcıdır.
Şimdi bizim AKP yanlısı bu "aydınlarımız" gerçekten Erdoğan'ı desteliyor olsalardı şunları söylemeleri gerekirdi; "Bu AB-D/İsrail ile ilişkimizi keselim, İran'a, Rusya'ya yönelelim, Ergenekon tutuklularını (katil ve bombacılar hariç) salıp onlarla bir masaya oturarak Avrasya modeli üstünde tartışalım" filan derlerdi.
Ne diyordu bu "aydınlar", "Ergenekoncular milli duyguları körüklüyor, her tür milliyetçilik ırkçılıktır/faşizmdir" falan. Şimdi Tayyyip Erdoğan ise milliyetçiliğe tavan yaptırdı ya olsun.
Şimdi Tik-Tak çıları aratmayan bazı aydınlarımız falan ne diyor? İsrail Erdoğan'a kıyak yapmış? Neden?
AB-D/İsrail'in Türkiye'ye ihtiyacı varmış. Bu yüzden AKP'nin yerel seçimleri kazanması için mahsus Erdoğan'ın ayakları altına kendilerini atıp paspas olmuşlar.
Arap ülkelerinin İran'a değil de Türkiye'ye yönelmesini sağlamışlar, ABD/İsrail yanlısı bir Osmanlı devleti doğuyormuş filan.
Yani şimdi Türkiye'de milliyetçilik prim yapıyor da İsrail'de yapmıyor mu? Hiçbir ülke kendi yanlısı olsa bile kendi halkının, çocuk katili filan gösterilmesini, kendi devlet başkanlarının hakarete uğramasını istemez. Erdoğan bunun böyle olduğunu sanıyorsa yakında yanıldığı anlayacaktır. Hesabını da yakında soracaklardır.
Peki Başbakan Erdoğan şimdi ne yapıyor? milli birlik ve beraberliği sağlayarak, "ülke arkamda" mesajları vermeye çalışıyor. Cumhurbaşkanı, bakanlar, muhalefet partileri filan, milliyetçi dalga nedeniyle Erdoğan'a destek veriyor.
Ya peki medya, AKP medyası dışında, Aydın Doğan ve Ciner Gurubu filan Erdoğan'a neden bu kadar destek veriyor? İstedikleri almak için. Sanırım almışlardır bile.
Şimdi
Amerika, Washington, D.C.'nin, en önemli binalarından birisi, beş kenarı ile İsrail yıldızına benzeyen Pentagon binası, orada Tik-tak çılar yeni bir cini şişeden çıkarmaya çalışıyor.
Peki bu yeni cin kim?
Fethullah Gülen .
Bu tutar mı? Bizim uyanık Tik-Tak çılara göre tutar. Belki tutar da, ama onlar da çocukluğunda, "mum söndülerle", "iğneli beşik, hamursuz bayramları" ile büyüdüler.
Bana kalırsa bu Tik-Tak çılar fazla kafa yormasınlar, desteklesinler CHP'yi, yapsınlar hükümet, ben garanti ediyorum, CHP ılımlı/ılımsız dincilerden binlerce kat fazla AB-D/İsrail'e hizmet eder.
Saygılarımla…
Masada 12 kişi oturuyor. ABD'nin en yüksek maaş alan Tik-Tak çıları. Günler aylar süren tartışmalar sonrasında, zaman sırasına göre, Afganistan'da, Rusya'ya karşı Taleban'ı, İran'a karşı Saddam'ı, El Fetih'e karşı Hamas'ı, Lübnan'da Suriye'ye karşı Hizbullah'ı destekleme kararı alıyorlar ve Washington, D.C'ye bildiriyorlar.
ABD yönetimi bu görüşlere uygun davranıyor. Günler, aylar, yıllar geçiyor. Bu kuruluşların hepsi ABD karşıtı oluyor neden acaba?
Rusya'ya karşı, Afganistan'da Taleban'ı örgütleyen ABD şimdi Taleban ile savaşıyor. Taleban ABD'ye kök söktürüyor. Saddam idam ediliyor ama şimdi Irak'ta Baas partilileri ABD'ye karşı dünyanın en büyük direnişlerden birini sergiliyor.
Suriye'de ABD'nin desteklediği Hizbullah İsrail ordusunu kara savaşında yeniyor.
Filistin'de solcu el-Fetih'e karşı Hamas'ı örgütleyen ABD/İsrail'in şimdi El-Fetih ile arasından su sızmıyor. Baş düşman Hamas oluyor.
Olur canım bu kadar hata kadı kızında da olur.
Peki başka ne oluyor,
Dünya ekonomisinin ve silahlarının neredeyse yarısı elinde bulunduran ABD'nin tik-tak çıları, Çin'i, Rusya'yı, Hindistan'ı filan ABD'den koparıp yeni bir kutup yaratıyorlar.
Çin ekonomik olarak ABD'yi tehdit etmeye başlıyor.
Rusya SSCB'den kalma nükleer silahları ve enerji kaynakları ile ABD'ye kafa tutar oluyor.
Olur canım olur Tik-Tak çılar bu kadar hata yapabilir.
Peki bu Tik-Tak çılar Latin Amerika'da ne yapıyor. Neredeyse oradaki tüm ülkeler ABD karşıtı olmuş. Kendi aralarında, ABD'ye karşı askeri ve ekonomik işbirliği konularına yönelmişler.
Olur canım bu kadar hata kadı kızanda da olur.
Bu yüzden Tik-Tak çıları suçlamamak gerekir.
Şimdi bu Tik-Tak çıların en büyük marifeti ise şişeden cin çıkarmak. Nasıl? derseniz, Milli Nizam Partisi, Milli Selamet Partisi, Fazilet Partisi vs. kökenli AKP'den ılımlı İslam (yani ABD/İsrail yanlısı İslam) yaratmaya kalkmaları.
Bu girişim de Davos'ta duvara tosluyor. Nasıl toslamasın ki; Adamlar çocukluğunda, "mum söndülerle", "iğneli beşik, hamursuz bayramları" ile büyütülüyor. Hemen gidip, Taleban, Hizbullah, Hamas, Suriye ve İran'ın yanında yerlerini alıyorlar.
Dünyanın en yüksek maaşını alan bu Tik-Tak çılar komik canım çok komik…
Bu Tik-Tak çılar komik de bizim aydınlarımız, bilim adamlarımız, strateji uzmanlarımız, köşe yazarlarımız, politikacılarımız komik değil mi?
Bence onlar daha komik.
Neymiş? Erdoğan Fatih olmuş, Abdülhamit olmuş, Nasır olmuş, dik durmuş falan.
Nasıl olmuş? İsrail Devlet Başkanı Şimon Peres karşısında esmiş gürlemiş! Ya peki daha önceki başbakanlar, ABD Başkanı, İsrail başkanı karşısında neden esip gürleyememiş. Onların ağızlarını bandlamışlar mı?
Şimdi dünyanın en borçlu ülkesi, askeri anlamda ABD/İsrail'e göbeğinden bağlı, Ekonomisi yabancılara teslim edilmiş bir ülke nasıl olur da AB-D/İsrail'e kafa tutabilir?
Şimdi bizim bazı aydınlarımıza göre tutabilirmiş. Ne diyor bu aydınlarımız filan? Bakın İsrail hiç tepki göstermedi, özür bile diledi, ABD'den tık yok vs. Eeee adamlar bizim gibi aptal mı? Hemen tepkilerini göstersin. Ayrıca onların düşündükleri AKP hükümeti değil ki, Türk halkı. Onlar şimdi İsrail karşıtlığını tavan yapmış Türk halkını yatıştırmaya çalışıyor. Çünkü çok iyi biliyorlar ki AKP hükümeti gidici Türk halkı ise kalıcıdır.
Şimdi bizim AKP yanlısı bu "aydınlarımız" gerçekten Erdoğan'ı desteliyor olsalardı şunları söylemeleri gerekirdi; "Bu AB-D/İsrail ile ilişkimizi keselim, İran'a, Rusya'ya yönelelim, Ergenekon tutuklularını (katil ve bombacılar hariç) salıp onlarla bir masaya oturarak Avrasya modeli üstünde tartışalım" filan derlerdi.
Ne diyordu bu "aydınlar", "Ergenekoncular milli duyguları körüklüyor, her tür milliyetçilik ırkçılıktır/faşizmdir" falan. Şimdi Tayyyip Erdoğan ise milliyetçiliğe tavan yaptırdı ya olsun.
Şimdi Tik-Tak çıları aratmayan bazı aydınlarımız falan ne diyor? İsrail Erdoğan'a kıyak yapmış? Neden?
AB-D/İsrail'in Türkiye'ye ihtiyacı varmış. Bu yüzden AKP'nin yerel seçimleri kazanması için mahsus Erdoğan'ın ayakları altına kendilerini atıp paspas olmuşlar.
Arap ülkelerinin İran'a değil de Türkiye'ye yönelmesini sağlamışlar, ABD/İsrail yanlısı bir Osmanlı devleti doğuyormuş filan.
Yani şimdi Türkiye'de milliyetçilik prim yapıyor da İsrail'de yapmıyor mu? Hiçbir ülke kendi yanlısı olsa bile kendi halkının, çocuk katili filan gösterilmesini, kendi devlet başkanlarının hakarete uğramasını istemez. Erdoğan bunun böyle olduğunu sanıyorsa yakında yanıldığı anlayacaktır. Hesabını da yakında soracaklardır.
Peki Başbakan Erdoğan şimdi ne yapıyor? milli birlik ve beraberliği sağlayarak, "ülke arkamda" mesajları vermeye çalışıyor. Cumhurbaşkanı, bakanlar, muhalefet partileri filan, milliyetçi dalga nedeniyle Erdoğan'a destek veriyor.
Ya peki medya, AKP medyası dışında, Aydın Doğan ve Ciner Gurubu filan Erdoğan'a neden bu kadar destek veriyor? İstedikleri almak için. Sanırım almışlardır bile.
Şimdi
Amerika, Washington, D.C.'nin, en önemli binalarından birisi, beş kenarı ile İsrail yıldızına benzeyen Pentagon binası, orada Tik-tak çılar yeni bir cini şişeden çıkarmaya çalışıyor.
Peki bu yeni cin kim?
Fethullah Gülen .
Bu tutar mı? Bizim uyanık Tik-Tak çılara göre tutar. Belki tutar da, ama onlar da çocukluğunda, "mum söndülerle", "iğneli beşik, hamursuz bayramları" ile büyüdüler.
Bana kalırsa bu Tik-Tak çılar fazla kafa yormasınlar, desteklesinler CHP'yi, yapsınlar hükümet, ben garanti ediyorum, CHP ılımlı/ılımsız dincilerden binlerce kat fazla AB-D/İsrail'e hizmet eder.
Saygılarımla…
30 Ocak 2009 Cuma
DAVOS SONRASI ERDOĞAN
Başbakan Tayip Erdoğan, Davos’taki Gazze toplantısında, sinirlenmiş, İsrail Devlet Başkanına “Sen” demiş, Hamas’ı savunmuş, Peres’in yüzüne İsrail’in çocuk katili olduğunu söylemiş, Davos’un dostluk ilkesini çiğnemiş, İsrail’e ağır eleştirilerde bulunup, toplantı yöneticisini protesto ederek toplantıyı terk etmiş.
Şimdi bazıları Erdoğan’ın bu tavrını eleştiriyor, davranışları devlet geleneğine, Davos ruhuna uymadığı söyleniyor. Bazıları ise, AKP-SP vb. çevreler ise Erdoğan’ın bu davranışını alkışlıyor, destekliyor. “Dünyanın yeni lideri” filan diyor.
Aslında Başbakan Tayip Erdoğan’ın bu tavrı dünya diplomasisine tersmiş. Diplomaside böylesi tavırlar olmazmış.
Ben kesinlikle tersini düşünüyorum. İsrail yaptıkları ile her şeyi hak ediyor.
Diplomaside böylesi toplantılarda bu tür üslup yanlıştır diyor, eski diplomatlarımız. Peki o zaman BM Genel Kurulunda Chavez’in tavırlarına ne demeli. Hiç kimse Chavez’i bu şekilde değerlendirmedi, eleştirmedi.
Chavez, BM genel kurulunda, ABD’yi, ispanya’yı en sert olarak eleştiriyor, İsrail elçisini kovalıyor. Bunları Erdoğan yapamaz mı?
Chavez, ülke ekonomisini ulusallaştırmış, silahlı kuvvetlerini ulusallaştırmış, ülkesinin AB-D, İsrail’e borcu yok. Rusya, Cin ile ilişkilerini geliştiriyor. Rusya ile tatbikatlar yapıyor.
Ya peki Türkiye? Ekonomisi, silahlı kuvvetleri AB-D, İsrail’e bağlı, emperyalist ülkelere gırtlağına kadar borçlu.
Kimileri diyor ki! “ABD Türkiye’ye Orta-Doğuda yeni bir rol verdi. Erdoğan’ın tavrı bu rol gereği.” Ya da, “ABD, İsrail Erdoğan’a yerel seçimler için her tür eleştiriye ortam yaratıyor.” Deniliyor.
Şimdi Başbakan Tayip Erdoğan’ı uyarıyorum!
Başbakan eğer ABD ve İsrail ile böylesi bir anlaşma yaptıysa kesinlikle, onlar bu anlaşma hükümlerine uymayacaklardır. Bu coğrafyada kimse ülke içi seçimler gereği İsrail’i paspas yapamaz. Eğer bu konuda Erdoğan’a garanti veren olmuşsa onlar bu garanti hükümlerini yerine getiremezler. Erdoğan’a sessiz kalan ABD yönetimi de İsrail yönetimi de alaşağı edilir.
Eğer ABD başkanı Obama bu sözleri söylese o bile ABD devlet başkanlığı koltuğunda oturamaz.
Eğer böyle bir anlaşma yapılmamışsa da Erdoğan kaçınılmaz olarak ABD, İsrail’in zaten boy hedefi olacaktır.
Erdoğan artık Davos toplantısı sonrası ABD ve İsrail’in baş hedefidir. Dünyada hiç kimse uluslar arası toplantıda İsrail’i, devlet başkanları Peres’i böylesi kelimelerle aşağılayamaz, eleştiremez.
İsrail ne Suriye’dir ne de Bulgaristan.
Peki Erdoğan bundan sonra ne yapmalı?
Eğer ülke yönetiminde ağırlığı varsa,
Öncelikle Ergenekon davası sanıkları derhal serbest bırakmalı. (bombacılar, katiller hariç) Avrasyacılıkla suçladığı komutan ve kişilerle ne yapabiliriz? Toplantıları düzenlemeli. Türk Silahlı Kuvvetlerini derhal ABD, İsrail’e bağımlılıktan kurtarma yolları aramalıdır. (Tabi ki önce bunları yapıp sonra İsrail’i eleştirse çok daha iyi yapardı.)
Eleştirileri izliyorum, bir çok kişi zafer sarhoşluğu içinde. Eğer herhangi bir toplantıda İsrail’i eleştirmek, aşağılamak, hakaret etmek bu kadar kolay olsa idi, oy almak için bunu önceki başbakanlar da yapardı.
Şimdi bazıları da diyor ki, “Türkiye büyük bir ülkedir İsrail bu sözler nedeniyle Türkiye’yi silemez.” Doğrudur Türkiye’yi neden silsin ki? Sadece Erdoğan’ı siler olur biter. Erdoğan demek Türkiye demek değil ki.
Başka bazıları da, “şimdi Türkiye İsrail’e bir çok tavizler verir bu olay kapanır” diyor. Kesinlikle yanlış düşünüyorlar. İsrail o tavizlerin hepsini alır ve Erdoğan’dan da hesap sorar. Artık Erdoğan ağzı ile kuş tutsa bile ABD, İsrail’e yaranamaz.
Peki Erdoğansız Türkiye nasıl olur. Hemen belirteyim, çok daha beter olur. Eğer CHP bu yönetim anlayışı ile çizgisine devam ederse, ABD / İsrail Erdoğan’ın yerine öz Amerikancı, İsrailci birini getirir. Hem ılımlı İslam’a hem de BOP’a devam eder gider. Bakın A. L. Şener kıyıda sıranın kendisine gelmesini sabırsızlıkla bekliyor.
Ya peki, AKP medyasını zaten saymıyorum, Doğan medyası da, Ciner medyası da neden bu konuda Erdoğan’a sınırsız destek veriyor? Acaba hepsi de ondan bir an önce kurtulmak mı istiyor acaba?
Hamas’a gelirsek.
6 aylık ateşkes sona erdi. Hamas ateşkesi uzatmayacağını söyledi ve pek işe yaramayan füzelerini İsrail üzerine göndermeye başladı. Sonrası malum. İsrail tüm gücü ile Gazze’ye saldırdı.
Herkes sandı ki, Hamas’ın elinde ciddi silahlar var, Lübnan Hizbullah’ı gibi. İsrail kara harekatına girdiğinde Hamas’ın gücü görülecek. Eğer zaten böylesi bir gücü yoksa neden ateşkesi bozsun ki? Fakat İsrail yüzlerce masum çocuğu, sivili, insanı öldürdü, Obama yemin edip görevi devralmadan geri çekildi.
Sonuç olarak ne oldu?
Hamas’ın hiçbir gücü olmadığı ortaya çıktı. Peki o halde neden ateşkesi bozdu?
Acı ama gerçek; Filistinliler öldükçe Hamas’ın oyu arttı.
Ne yazık ki bizim Başbakan Tayip Erdoğan Hamas’ı destekliyor.
Son olarak;
İsrail devleti öyle kincidir ki, Erdoğan’ı sadece başbakanlıktan düşürmekle kalmaz. Erdoğan’ın da bunu iyi değerlendirmesi gerekir.
İsrail halkı da bizim gibidir, şu anda örneğin halkının %20 si savaşa karşıdır, barışçıdır. Aynı bizim gibi. Anti-semptizm gericiliktir, ırkçılıktır. Erdoğan bunu yapmıyorum dese de sinagoglar koruma altına alınmıştır artık. Ülkemizde tüm Yahudi asıllı vatandaşlarımız korku içindedir.
Eğer ben bu görüşlerimde yanılıyorsam (umarım öyledir) bilin ki, ABD ve İsrail artık eski gücünü yitirmiştir. (kağıttan kaplandır yani)
Saygılarımla …
Şimdi bazıları Erdoğan’ın bu tavrını eleştiriyor, davranışları devlet geleneğine, Davos ruhuna uymadığı söyleniyor. Bazıları ise, AKP-SP vb. çevreler ise Erdoğan’ın bu davranışını alkışlıyor, destekliyor. “Dünyanın yeni lideri” filan diyor.
Aslında Başbakan Tayip Erdoğan’ın bu tavrı dünya diplomasisine tersmiş. Diplomaside böylesi tavırlar olmazmış.
Ben kesinlikle tersini düşünüyorum. İsrail yaptıkları ile her şeyi hak ediyor.
Diplomaside böylesi toplantılarda bu tür üslup yanlıştır diyor, eski diplomatlarımız. Peki o zaman BM Genel Kurulunda Chavez’in tavırlarına ne demeli. Hiç kimse Chavez’i bu şekilde değerlendirmedi, eleştirmedi.
Chavez, BM genel kurulunda, ABD’yi, ispanya’yı en sert olarak eleştiriyor, İsrail elçisini kovalıyor. Bunları Erdoğan yapamaz mı?
Chavez, ülke ekonomisini ulusallaştırmış, silahlı kuvvetlerini ulusallaştırmış, ülkesinin AB-D, İsrail’e borcu yok. Rusya, Cin ile ilişkilerini geliştiriyor. Rusya ile tatbikatlar yapıyor.
Ya peki Türkiye? Ekonomisi, silahlı kuvvetleri AB-D, İsrail’e bağlı, emperyalist ülkelere gırtlağına kadar borçlu.
Kimileri diyor ki! “ABD Türkiye’ye Orta-Doğuda yeni bir rol verdi. Erdoğan’ın tavrı bu rol gereği.” Ya da, “ABD, İsrail Erdoğan’a yerel seçimler için her tür eleştiriye ortam yaratıyor.” Deniliyor.
Şimdi Başbakan Tayip Erdoğan’ı uyarıyorum!
Başbakan eğer ABD ve İsrail ile böylesi bir anlaşma yaptıysa kesinlikle, onlar bu anlaşma hükümlerine uymayacaklardır. Bu coğrafyada kimse ülke içi seçimler gereği İsrail’i paspas yapamaz. Eğer bu konuda Erdoğan’a garanti veren olmuşsa onlar bu garanti hükümlerini yerine getiremezler. Erdoğan’a sessiz kalan ABD yönetimi de İsrail yönetimi de alaşağı edilir.
Eğer ABD başkanı Obama bu sözleri söylese o bile ABD devlet başkanlığı koltuğunda oturamaz.
Eğer böyle bir anlaşma yapılmamışsa da Erdoğan kaçınılmaz olarak ABD, İsrail’in zaten boy hedefi olacaktır.
Erdoğan artık Davos toplantısı sonrası ABD ve İsrail’in baş hedefidir. Dünyada hiç kimse uluslar arası toplantıda İsrail’i, devlet başkanları Peres’i böylesi kelimelerle aşağılayamaz, eleştiremez.
İsrail ne Suriye’dir ne de Bulgaristan.
Peki Erdoğan bundan sonra ne yapmalı?
Eğer ülke yönetiminde ağırlığı varsa,
Öncelikle Ergenekon davası sanıkları derhal serbest bırakmalı. (bombacılar, katiller hariç) Avrasyacılıkla suçladığı komutan ve kişilerle ne yapabiliriz? Toplantıları düzenlemeli. Türk Silahlı Kuvvetlerini derhal ABD, İsrail’e bağımlılıktan kurtarma yolları aramalıdır. (Tabi ki önce bunları yapıp sonra İsrail’i eleştirse çok daha iyi yapardı.)
Eleştirileri izliyorum, bir çok kişi zafer sarhoşluğu içinde. Eğer herhangi bir toplantıda İsrail’i eleştirmek, aşağılamak, hakaret etmek bu kadar kolay olsa idi, oy almak için bunu önceki başbakanlar da yapardı.
Şimdi bazıları da diyor ki, “Türkiye büyük bir ülkedir İsrail bu sözler nedeniyle Türkiye’yi silemez.” Doğrudur Türkiye’yi neden silsin ki? Sadece Erdoğan’ı siler olur biter. Erdoğan demek Türkiye demek değil ki.
Başka bazıları da, “şimdi Türkiye İsrail’e bir çok tavizler verir bu olay kapanır” diyor. Kesinlikle yanlış düşünüyorlar. İsrail o tavizlerin hepsini alır ve Erdoğan’dan da hesap sorar. Artık Erdoğan ağzı ile kuş tutsa bile ABD, İsrail’e yaranamaz.
Peki Erdoğansız Türkiye nasıl olur. Hemen belirteyim, çok daha beter olur. Eğer CHP bu yönetim anlayışı ile çizgisine devam ederse, ABD / İsrail Erdoğan’ın yerine öz Amerikancı, İsrailci birini getirir. Hem ılımlı İslam’a hem de BOP’a devam eder gider. Bakın A. L. Şener kıyıda sıranın kendisine gelmesini sabırsızlıkla bekliyor.
Ya peki, AKP medyasını zaten saymıyorum, Doğan medyası da, Ciner medyası da neden bu konuda Erdoğan’a sınırsız destek veriyor? Acaba hepsi de ondan bir an önce kurtulmak mı istiyor acaba?
Hamas’a gelirsek.
6 aylık ateşkes sona erdi. Hamas ateşkesi uzatmayacağını söyledi ve pek işe yaramayan füzelerini İsrail üzerine göndermeye başladı. Sonrası malum. İsrail tüm gücü ile Gazze’ye saldırdı.
Herkes sandı ki, Hamas’ın elinde ciddi silahlar var, Lübnan Hizbullah’ı gibi. İsrail kara harekatına girdiğinde Hamas’ın gücü görülecek. Eğer zaten böylesi bir gücü yoksa neden ateşkesi bozsun ki? Fakat İsrail yüzlerce masum çocuğu, sivili, insanı öldürdü, Obama yemin edip görevi devralmadan geri çekildi.
Sonuç olarak ne oldu?
Hamas’ın hiçbir gücü olmadığı ortaya çıktı. Peki o halde neden ateşkesi bozdu?
Acı ama gerçek; Filistinliler öldükçe Hamas’ın oyu arttı.
Ne yazık ki bizim Başbakan Tayip Erdoğan Hamas’ı destekliyor.
Son olarak;
İsrail devleti öyle kincidir ki, Erdoğan’ı sadece başbakanlıktan düşürmekle kalmaz. Erdoğan’ın da bunu iyi değerlendirmesi gerekir.
İsrail halkı da bizim gibidir, şu anda örneğin halkının %20 si savaşa karşıdır, barışçıdır. Aynı bizim gibi. Anti-semptizm gericiliktir, ırkçılıktır. Erdoğan bunu yapmıyorum dese de sinagoglar koruma altına alınmıştır artık. Ülkemizde tüm Yahudi asıllı vatandaşlarımız korku içindedir.
Eğer ben bu görüşlerimde yanılıyorsam (umarım öyledir) bilin ki, ABD ve İsrail artık eski gücünü yitirmiştir. (kağıttan kaplandır yani)
Saygılarımla …
24 Ocak 2009 Cumartesi
BU YIL KİM ŞAMPİYON OLACAK?
Sezonun ikinci devresi başladı. Yine maçlarda, canlı yayınlarda herkes kendi takımını tutacak, bağıracak, çağıracak, kavga edecek. Sevinecek, üzülecek.
Seyirciler, kendi takım oyuncularına kızacak, “koş” diyecek, “çalış” diyecek, “hoca bunu değiştir” diyecek.
Hocanın değişiklik kararlarına itiraz edecek, “hoca o adam takımın en iyisi idi, oyundan alınır mı ?” diyecek. “bu hoca hiçbir bok bilmiyor” filan diyecek.
Maç bitecek, hoca TV’ye çıkıp, “iyi oynayamadık, yediğimiz gol ofsayttı, Mehmet’in düşürülmesi penaltı idi, hakem vermedi” falan diyecek.
Sonra herkes evine gidip, TV’lerini açarak maç konusunda “uzmanların” değerlendirmelerini izleyecek. “Hocam o pozisyon ofsayt değildi, bakın şimdi” diyecek. “Görüntüleri tekrar getirin” diyecek, “orada dur tamam, yavaş yavaş oynat” filan diyecek. Gol müydü, ofsayt mıydı, penaltı mıydı? Sabahlara kadar tartışacaklar.
Hakemlerin FB tarafından satın alındığından, federasyonun GS’yı tuttuğundan falan söz edilecek. Lig maçlarının yabancı hakemlerin yönetmesi filan gündeme getirilecek, tartışılacak.
Üst üste birkaç yenilgi alan takım başkanı yeni bir hoca arayışına girecek. Ara transferlerde takımı takviye edeceğini filan söyleyecek.
Bunlar yaşadığımız olaylar.
Ya peki bunlar gerçek mi?
Hayır!
Maçların sonuçlarını kesinlikle para belirler. FB’de para çok o belirler filan düşünmeyin. Burada söz konusu olan çok daha büyük para.
Maçların sonucunu Lig-TV belirler. Nasıl mı?
Lig-TV, maç yayınlarının ihalesine girer ve çok ciddi paralarla ihaleyi alır. Federasyonun Lig-TV’den aldığı paralar şöyle dağıtılır;
En çok parayı sırasıyla, (önce kendisi alır) FB, GS, BJK, TS ve diğer birinci lig takımları alır. Sonra sıra 2. lig takımlarına gelir, daha sonra bir miktar da 3. lig takımlarına bir şeyler düşer.
Bütün 1. lig (süper) takımları bütçelerini bu Lig-TV’den gelecek paralara göre belirler. Bu paralar ciddi paralardır ve tüm takımların bütçelerinde önemli bir yer tutar.
ŞİMDİ DİKKAT!
Lig-TV bu ödemeleri yapması için sadece ve sadece tek şartı vardır: ligden kopma olmayacak.
Peki ligden kopma olursa ne olacak, Lig-TV aboneleri aboneliklerini iptal edecek.
Şöyle bir değerlendirin, sıradan bir birahanenin yıllık Lig-TV bedeli 12 milyar liradır. Birahane işleten bu parayı ödeyebilmesi için canlı yayınlarda müşterilerinin gelmesini bekler. Ya peki FB veya GS şampiyonluk yarışından koptuysa, 10-15 puan gerilere düştüyse o takımın seyircisi de, şampiyonluğu garantilemiş gibi olan takımın seyircisi de birahaneye gitmez. O zaman birahaneci abonesini iptal etmek durumunda kalır.
Türkiye’nin her tarafından abone iptalleri gelirse Lig-TV para toplayamaz ve federasyona taahhüt ettiği parayı ödeyemez.
Bu nedenle federasyon kopma olmaması için elinden! Geleni yapar. Peki bu duruma diğer takımlar, özellikle Anadolu takımları itiraz etmez mi? Etmez. Etmez çünkü Lig-TV onlara da para ödemezse o takımlar batar.
Bu işler böyle değil mi? Diyorsunuz. Kulüplerde biraz yöneticilik yapmış kişilere sorun lütfen.
Peki bu durumu, TV tartışmalarına çıkan “uzmanlar”, hocalar, oyuncular, basın mensupları vb. bilmez mi? Elbette bilir.
Ama gündeme getirmezler, getirirlerse oyun biter. Çünkü futbol, basının çok önemli bir malzemesidir, reytingdir, paradır. Yorumcular oradan para alırlar.
Peki bunlar biliniyor da takımlar neden hoca değiştirir yeni futbolcu filan alır? Seyirciyi tribünlere, Tv ekranlarına çekmek için, oyunun sürmesi için yani.
Ne yapmak gerekir?
Kulüplerin bütçelerinin en büyük giderleri futbolculara ödenen çok yüksek paralardır. Bazen bu rakamlar 10-15 milyon Avro’ya filan çıkar. Eğer ülkemizde bu yüksek rakamlar aşağıya çekilirse bu rezalet de biter. Peki bundan kim şikayetçi olur, yüksek paralarla transfer edilen birkaç futbolcu.
Maç yayınları tüm açık kanallarda makul bir ücret karşılığında yayınlanmalı ve insanları birahanelere filan gitmekten kurtarılmalıdır.
Başka ülkelerde durum nasıl? Ben bilemiyorum. Fakat işin içine para giren her yerde durumun farklı olmadığını düşünüyorum.
Saygılarımla…
Seyirciler, kendi takım oyuncularına kızacak, “koş” diyecek, “çalış” diyecek, “hoca bunu değiştir” diyecek.
Hocanın değişiklik kararlarına itiraz edecek, “hoca o adam takımın en iyisi idi, oyundan alınır mı ?” diyecek. “bu hoca hiçbir bok bilmiyor” filan diyecek.
Maç bitecek, hoca TV’ye çıkıp, “iyi oynayamadık, yediğimiz gol ofsayttı, Mehmet’in düşürülmesi penaltı idi, hakem vermedi” falan diyecek.
Sonra herkes evine gidip, TV’lerini açarak maç konusunda “uzmanların” değerlendirmelerini izleyecek. “Hocam o pozisyon ofsayt değildi, bakın şimdi” diyecek. “Görüntüleri tekrar getirin” diyecek, “orada dur tamam, yavaş yavaş oynat” filan diyecek. Gol müydü, ofsayt mıydı, penaltı mıydı? Sabahlara kadar tartışacaklar.
Hakemlerin FB tarafından satın alındığından, federasyonun GS’yı tuttuğundan falan söz edilecek. Lig maçlarının yabancı hakemlerin yönetmesi filan gündeme getirilecek, tartışılacak.
Üst üste birkaç yenilgi alan takım başkanı yeni bir hoca arayışına girecek. Ara transferlerde takımı takviye edeceğini filan söyleyecek.
Bunlar yaşadığımız olaylar.
Ya peki bunlar gerçek mi?
Hayır!
Maçların sonuçlarını kesinlikle para belirler. FB’de para çok o belirler filan düşünmeyin. Burada söz konusu olan çok daha büyük para.
Maçların sonucunu Lig-TV belirler. Nasıl mı?
Lig-TV, maç yayınlarının ihalesine girer ve çok ciddi paralarla ihaleyi alır. Federasyonun Lig-TV’den aldığı paralar şöyle dağıtılır;
En çok parayı sırasıyla, (önce kendisi alır) FB, GS, BJK, TS ve diğer birinci lig takımları alır. Sonra sıra 2. lig takımlarına gelir, daha sonra bir miktar da 3. lig takımlarına bir şeyler düşer.
Bütün 1. lig (süper) takımları bütçelerini bu Lig-TV’den gelecek paralara göre belirler. Bu paralar ciddi paralardır ve tüm takımların bütçelerinde önemli bir yer tutar.
ŞİMDİ DİKKAT!
Lig-TV bu ödemeleri yapması için sadece ve sadece tek şartı vardır: ligden kopma olmayacak.
Peki ligden kopma olursa ne olacak, Lig-TV aboneleri aboneliklerini iptal edecek.
Şöyle bir değerlendirin, sıradan bir birahanenin yıllık Lig-TV bedeli 12 milyar liradır. Birahane işleten bu parayı ödeyebilmesi için canlı yayınlarda müşterilerinin gelmesini bekler. Ya peki FB veya GS şampiyonluk yarışından koptuysa, 10-15 puan gerilere düştüyse o takımın seyircisi de, şampiyonluğu garantilemiş gibi olan takımın seyircisi de birahaneye gitmez. O zaman birahaneci abonesini iptal etmek durumunda kalır.
Türkiye’nin her tarafından abone iptalleri gelirse Lig-TV para toplayamaz ve federasyona taahhüt ettiği parayı ödeyemez.
Bu nedenle federasyon kopma olmaması için elinden! Geleni yapar. Peki bu duruma diğer takımlar, özellikle Anadolu takımları itiraz etmez mi? Etmez. Etmez çünkü Lig-TV onlara da para ödemezse o takımlar batar.
Bu işler böyle değil mi? Diyorsunuz. Kulüplerde biraz yöneticilik yapmış kişilere sorun lütfen.
Peki bu durumu, TV tartışmalarına çıkan “uzmanlar”, hocalar, oyuncular, basın mensupları vb. bilmez mi? Elbette bilir.
Ama gündeme getirmezler, getirirlerse oyun biter. Çünkü futbol, basının çok önemli bir malzemesidir, reytingdir, paradır. Yorumcular oradan para alırlar.
Peki bunlar biliniyor da takımlar neden hoca değiştirir yeni futbolcu filan alır? Seyirciyi tribünlere, Tv ekranlarına çekmek için, oyunun sürmesi için yani.
Ne yapmak gerekir?
Kulüplerin bütçelerinin en büyük giderleri futbolculara ödenen çok yüksek paralardır. Bazen bu rakamlar 10-15 milyon Avro’ya filan çıkar. Eğer ülkemizde bu yüksek rakamlar aşağıya çekilirse bu rezalet de biter. Peki bundan kim şikayetçi olur, yüksek paralarla transfer edilen birkaç futbolcu.
Maç yayınları tüm açık kanallarda makul bir ücret karşılığında yayınlanmalı ve insanları birahanelere filan gitmekten kurtarılmalıdır.
Başka ülkelerde durum nasıl? Ben bilemiyorum. Fakat işin içine para giren her yerde durumun farklı olmadığını düşünüyorum.
Saygılarımla…
23 Ocak 2009 Cuma
Resmen Kumar
Sayısal Loto, Milli Piyango gibi resmi kumarlarda paraları kim kazanıyor?
Sarı Çizmeli Mehmet Ağa
Neden böyle? Çünkü kazanan kişi açıklanmıyor.
Ama insanlar hayal kuruyor ya! “8-10-12 trilyon falan bana çıkarsa ne yaparım?”
Tabi böyle olursa kimse büyük ikramiyenin kendisine çıktığının açıklanmasını istemez. İstemez çünkü, herkes gelir para ister, mafya filan tehdit eder vs.
Bu yüzden Milli Piyango idaresi büyük ikramiyenin kime çıktığını açıklamıyor. Gerekçesi de, “kazanan talihli isminin açıklanması istemiyor” oluyor. Bizimkiler sanıyor ki kendileri kazanmış kendi isminin açıklanmasını istemiyor gibi düşünerek ona hak veriyor.
Peki bu durumda büyük ikramiye kime gitmiş oluyor, “Sarı Çizmeli Mehmet Ağa”ya.
Şimdi diyelim ki kazanan talihli isminin açıklanmasını istemiyor. Yukarıdaki nedenlerden dolayı peki, 1 ay sonra açıklansa veya 3 ay sonra veya 1 yıl sonra veya 2 yıl sonra. Ama açıklanmaz. Neden? Çünkü büyük ikramiye kime çıkmıştır? Sarı Çizmeli Mehmet Ağa’ya.
Ama ne diyelim herkes sürüler halinde resmi kumarı oynamaya devam ediyor.
Ya peki bu konuda kanıt var mı? Elbette bu konuda kanıt olamaz. Ama isterseniz bir takım ciddi kuşkuları gündeme getirelim.
1-Sayısal da hile nasıl yapılır? Oynama süresi bittiği anın birkaç saniyesinde merkezi bilgisayara şu sorulur, “hiç kimsenin oynamadığı 6 numara ver” denir. Bilgisayar için bu çok basit bir sorudur. Hiç kimsenin oynamadığı 6 numarayı alır, onlara oynar sonra topları bu numaralara düşürürsünüz. Arada para biriksin diye o numaralara oynamaz devir olmasını sağlayarak herkesin kazanma hırsını körüklersiniz. “Büyük ikramiye, 5-6-8-10-12 trilyon oldu” diyerek. Resmi kumar oynatan kuruluşlar ikramiyenin kaç trilyon olduğunu herkesin gözüne sokacak şekilde dükkanlarına asarlar.
2-Şimdi yılbaşı büyük ikramiyesi. Gidersiniz herhangi bir bayiye alırsınız bir bilet. Sonra toplara bu numaraları çıkarırsınız. Olur biter. İster tam bilet alın isterseniz iki adet yarım bilet isterseniz, dört çeyrek bilet hepsi aynı numara tabi.
Şimdi topları nasıl düşüreceksiniz? Diyeceksiniz, çünkü çekilişler noter huzurunda, canlı yayında falan yapılıyor. Ama teknoloji gelişti artık çok gelişti.
Şimdi de bu savların üzerinde duralım.
1- 10-15 yıl önce bir Milli Piyango Genel Müdürü aynen şunları söyledi: “biz yılbaşı özel ikramiyesinin bir veya iki kişiye çıkmasını istemediğimiz için çeyrek bilete çıkardık, dört kişinin sevinmesini sağladık” dedi. Tabi biraz kıyamet koptu ama olay kapatıldı gitti.
2-Geçtiğimiz yıllarda bir Milli Piyango Müdürü bir başka kurum çalışanı tarafından öldürüldü.
3-Bu cinayet sırasında da öğrendik ki, kurum çalışanları kendi kurdukları vakıftan, konut kredisi filan çekiyor geri ödemeleri yapmıyorlar. Kimileri takım elbise, beyaz eşya filan alıyor. Bu kurum vakfından. Peki bu vakfın parası nereden geliyor? Diye sorabilirsiniz. O para da, toplanan paraların devlete yatırılacak kısmının 2-3 ay geçiktirerek kazanılan faizden.
4- ANAP dönemini anımsayalım. Özal’ın oğlu bir banka işinde rüşvet olayına karışıyor. Hani anımsarsanız, “rüşvetin de belgesi mi olur lan” sözünü. Orada dönen rüşvet 5 milyon dolardı. Yani bu ikramiyelerden daha az.
5- Türkiye’nin her tarafında yolsuzluk kokuları gelirken kim nasıl bu işletmenin dürüst çalıştığına inanabilir ki? Ben bilemiyorum.
Son olarak bu paralar nereye gidiyor? Bana göre birkaç yere gidiyor olabilir.
1- derin devlete
2- f. Tipi örgütlenmeye
3- kurum çalışanlarının tepesindeki yöneticileri
4- mafyaya
5- hepsine birden
şimdi hiç vatandaşa gitmiyor mu? Diye de sorabilirsiniz. Evet, dağıtılan paranın ¼ veya 1/3 gibi kısmı da vatandaşa gidiyor.
Bunlar bir Milli Piyango üzerindeki kuşkular. Eğer bu kuşkuların kalkması isteniyorsa, ikramiye kazanan vatandaşların isimlerinin açıklanması gerekir diye düşünüyorum. Aksi halde bu kuşkuları ben taşımaya devam edeceğim.
Son olarak bir de soru: eğer, Öcalan, Tuncay Özkan vs. bu resmi kumardan 10-12 – 25 trilyon filan kazanırsa devlet bu parayı onlara verir mi? Aslında sorunun özü şu: devlet bu kadar büyük parayı kim olduğu bilinmeyen bir kişiye çıkmasın engellemez mi?
Ama siz bunlara inanmıyorsanız yine de, trilyon düşleri görmeye yani resmi kumara para yatırmaya devam edebilirsiniz.
Saygılarımla…
Sarı Çizmeli Mehmet Ağa
Neden böyle? Çünkü kazanan kişi açıklanmıyor.
Ama insanlar hayal kuruyor ya! “8-10-12 trilyon falan bana çıkarsa ne yaparım?”
Tabi böyle olursa kimse büyük ikramiyenin kendisine çıktığının açıklanmasını istemez. İstemez çünkü, herkes gelir para ister, mafya filan tehdit eder vs.
Bu yüzden Milli Piyango idaresi büyük ikramiyenin kime çıktığını açıklamıyor. Gerekçesi de, “kazanan talihli isminin açıklanması istemiyor” oluyor. Bizimkiler sanıyor ki kendileri kazanmış kendi isminin açıklanmasını istemiyor gibi düşünerek ona hak veriyor.
Peki bu durumda büyük ikramiye kime gitmiş oluyor, “Sarı Çizmeli Mehmet Ağa”ya.
Şimdi diyelim ki kazanan talihli isminin açıklanmasını istemiyor. Yukarıdaki nedenlerden dolayı peki, 1 ay sonra açıklansa veya 3 ay sonra veya 1 yıl sonra veya 2 yıl sonra. Ama açıklanmaz. Neden? Çünkü büyük ikramiye kime çıkmıştır? Sarı Çizmeli Mehmet Ağa’ya.
Ama ne diyelim herkes sürüler halinde resmi kumarı oynamaya devam ediyor.
Ya peki bu konuda kanıt var mı? Elbette bu konuda kanıt olamaz. Ama isterseniz bir takım ciddi kuşkuları gündeme getirelim.
1-Sayısal da hile nasıl yapılır? Oynama süresi bittiği anın birkaç saniyesinde merkezi bilgisayara şu sorulur, “hiç kimsenin oynamadığı 6 numara ver” denir. Bilgisayar için bu çok basit bir sorudur. Hiç kimsenin oynamadığı 6 numarayı alır, onlara oynar sonra topları bu numaralara düşürürsünüz. Arada para biriksin diye o numaralara oynamaz devir olmasını sağlayarak herkesin kazanma hırsını körüklersiniz. “Büyük ikramiye, 5-6-8-10-12 trilyon oldu” diyerek. Resmi kumar oynatan kuruluşlar ikramiyenin kaç trilyon olduğunu herkesin gözüne sokacak şekilde dükkanlarına asarlar.
2-Şimdi yılbaşı büyük ikramiyesi. Gidersiniz herhangi bir bayiye alırsınız bir bilet. Sonra toplara bu numaraları çıkarırsınız. Olur biter. İster tam bilet alın isterseniz iki adet yarım bilet isterseniz, dört çeyrek bilet hepsi aynı numara tabi.
Şimdi topları nasıl düşüreceksiniz? Diyeceksiniz, çünkü çekilişler noter huzurunda, canlı yayında falan yapılıyor. Ama teknoloji gelişti artık çok gelişti.
Şimdi de bu savların üzerinde duralım.
1- 10-15 yıl önce bir Milli Piyango Genel Müdürü aynen şunları söyledi: “biz yılbaşı özel ikramiyesinin bir veya iki kişiye çıkmasını istemediğimiz için çeyrek bilete çıkardık, dört kişinin sevinmesini sağladık” dedi. Tabi biraz kıyamet koptu ama olay kapatıldı gitti.
2-Geçtiğimiz yıllarda bir Milli Piyango Müdürü bir başka kurum çalışanı tarafından öldürüldü.
3-Bu cinayet sırasında da öğrendik ki, kurum çalışanları kendi kurdukları vakıftan, konut kredisi filan çekiyor geri ödemeleri yapmıyorlar. Kimileri takım elbise, beyaz eşya filan alıyor. Bu kurum vakfından. Peki bu vakfın parası nereden geliyor? Diye sorabilirsiniz. O para da, toplanan paraların devlete yatırılacak kısmının 2-3 ay geçiktirerek kazanılan faizden.
4- ANAP dönemini anımsayalım. Özal’ın oğlu bir banka işinde rüşvet olayına karışıyor. Hani anımsarsanız, “rüşvetin de belgesi mi olur lan” sözünü. Orada dönen rüşvet 5 milyon dolardı. Yani bu ikramiyelerden daha az.
5- Türkiye’nin her tarafında yolsuzluk kokuları gelirken kim nasıl bu işletmenin dürüst çalıştığına inanabilir ki? Ben bilemiyorum.
Son olarak bu paralar nereye gidiyor? Bana göre birkaç yere gidiyor olabilir.
1- derin devlete
2- f. Tipi örgütlenmeye
3- kurum çalışanlarının tepesindeki yöneticileri
4- mafyaya
5- hepsine birden
şimdi hiç vatandaşa gitmiyor mu? Diye de sorabilirsiniz. Evet, dağıtılan paranın ¼ veya 1/3 gibi kısmı da vatandaşa gidiyor.
Bunlar bir Milli Piyango üzerindeki kuşkular. Eğer bu kuşkuların kalkması isteniyorsa, ikramiye kazanan vatandaşların isimlerinin açıklanması gerekir diye düşünüyorum. Aksi halde bu kuşkuları ben taşımaya devam edeceğim.
Son olarak bir de soru: eğer, Öcalan, Tuncay Özkan vs. bu resmi kumardan 10-12 – 25 trilyon filan kazanırsa devlet bu parayı onlara verir mi? Aslında sorunun özü şu: devlet bu kadar büyük parayı kim olduğu bilinmeyen bir kişiye çıkmasın engellemez mi?
Ama siz bunlara inanmıyorsanız yine de, trilyon düşleri görmeye yani resmi kumara para yatırmaya devam edebilirsiniz.
Saygılarımla…
22 Ocak 2009 Perşembe
“Ezberim Bozuldu”
Bize hep derlerdi; “sizin ezberiniz yanlış, bu bildiğiniz ezberi bozacağız” diyorlardı.
Kim diyordu? Örneğin, Baskın Oran, Dev-Yol kökenli olmayan öz ÖDP’li Ufuk Uras, TKP dönmesi Aydın Engin.
İnanmıyordum. Ama son gelişmeler sonrası anladım ki, kesinlikle benim ezberim yanlışmış!
Örneğin ben sanıyordum ki;
Siz uyuyorsunuz. Saat sabahın 04-05’i filan kapı çalınıyor.
Siz kapıyı postacı çaldı diye düşünüyorsanız ülkede demokrasi var.
Siz uyuyorsunuz. Saat sabahın 04-05’i filan kapı çalınıyor.
Siz kapıyı polis çaldı diye düşünüyorsanız ülkede faşizm var.
Bize böyle öğretmişlerdi. Ama gerçekten böyle değilmiş.
Neymiş?
Siz uyuyorsunuz. Saat sabahın 04-05’i filan kapı çalınıyor.
Siz kapıyı postacı çaldı diye düşünüyorsanız ülkede faşizm var.
Siz uyuyorsunuz. Saat sabahın 04-05’i filan kapı çalınıyor.
Siz kapıyı polis çaldı diye düşünüyorsanız ülkede demokrasi var.
Şimdi kapı çalındı, siz sevine sevine gittiğiniz, kapıyı açtınız bir baktınız karşınızda polis var. Bu durumda, “aaa polis geldi” demeyeceksiniz. Bu durumda kapıyı açtınız karşınızda polis var, “aaa demokrasi geldi” demelisiniz. (Bakınız Irak’a bile demokrasi nasıl geliyor.)
Şimdi siz gazete çıkarıyorsunuz, taşra baskılarını bitirdiniz. Merkez baskılara başladınız, bir baktınız karşınıza demokrasi gelmiş. Demokrasi sizin başyazarınızı, genel yayın yönetmeninizi “koruma” altına almış. Demokrasi “devam edin devam edin” diyor da bir yandan da basılan gazeteleri okuyor. “burada cümle düşüklüğü var” diyor at kuyruklu, küpeli bir polis. Dikkatlice bakıyorsunuz, adam haklı. Ama baskı devam ediyor artık düzeltme şansınız yok. İçinizden, “keşke demokrasi daha önce gelseydi de bu hatayı düzelseydik” diye düşünüyorsunuz.
Eskiden böyle miydi canım? Şimdi biz girmişik sınava, 12 Eylül öncesi günleri falan. Sınıfın bir sırasında biz bir sırasında polis oturuyor. Siz bakıyorsunuz sorular kazık. Ne yapayım diye düşünüyorsunuz, polis ile göz göze geliyorsunuz. Ama şimdiki gibi polisler bilinçli değil ki, ne bilsin termodinamiki, size hiçbir faydası olmuyor tabi. Siz kopya çekmeye filan kalkıyorsunuz. Ama polis hemen, “bu kopya çekiyor” diyerek sizi hocaya ispiyonluyor.
Her iki örneğe bakarsak demokrasi gelmiş mi, gelmemiş mi?
Şimdi Kanaltürk yayın yapıyor. Stüdyo hariç bütün odalarda maliye denetmenleri araştırma! yapıyor. Şimdi ART çalışanlar gelmiş içeri giremiyor. ART binasına demokrasi gelmiş, sizin televizyon göz altına alınmış. Sizi kapıda bekletiyorlar. Onlar da canlı yayın ekibi ile sokakta yayın yapmaya çalışıyor. Durumdan spiker pek memnun, “ohh ne güzel, haber yazmak yok, haber okumak yok. İstediğin gibi konuş” diyor.
Eskiden böyle miydi canım? darbe yapan komutanlar, en gıcır üniformaları ile geliyor, herkesi kovalayıp kameraların karşısına geçip, “sevgili hemşehrilerim, netekim” filan diyorlardı.
Biz, mücadelemiz siyasi iktidara karşı, AB-D emperyalizme karşı falan diyorduk. Bakın bu ezberimiz de yanlışmış.
Doğru olan ne imiş? Arkana başta AB-D ve siyasi iktidarı alarak ezber bozmak gerekiyormuş. Yani, siyasi iktidara karşı, AB-D’ye karşı miting yapanlara “darbeci” demek gerekiyormuş.
Aydın Engin Cumhuriyet Mitingleri için, “Almanya’daki gibi faşizmin ayak seslerini duyuyorum” demişti. Şimdi bazı ezberi bozulmamış birileri de çıkar, demokrasiyi savunmak adına, grev, boykot miting filan yaparsa hapı yuttuk demektir. O zaman demokrasi filan da kalmaz artık ülkemizde.
Bakınız bize nasıl yanlış ezber öğretmişler: şimdi siz bir yazar, gazeteci, sanatçı filansınız. Ne düşünüyorsanız çizebilip, yazabiliyorsanız ülkede demokrasi var sanıyorduk.
Ama bakın bu da yanlışmış?
Demokrasilerde, siz yazar, sanatçı, gazeteci filansınız. Aklınıza geldiğini çizip, yazarsanız, sabah saat 04-05’de kapınız çalınıp demokrasi gelecek diye düşünüp ona göre kendinize oto sansür uyguluyorsanız, demokrasi var demekmiş. Öğrenmiş olduk!!!
Evet ezberimizin bozulması gerekiyormuş. Ne diyelim sağ olsun bizim ezberimizi bozan, Baskın Oran, Dev-Yol kökenli olmayan öz ÖDP’li Ufuk Uras, TKP dönmesi Aydın Engin, Altan kardeşler, Etyiyenler’e filan.
Saygılarımla…
Kim diyordu? Örneğin, Baskın Oran, Dev-Yol kökenli olmayan öz ÖDP’li Ufuk Uras, TKP dönmesi Aydın Engin.
İnanmıyordum. Ama son gelişmeler sonrası anladım ki, kesinlikle benim ezberim yanlışmış!
Örneğin ben sanıyordum ki;
Siz uyuyorsunuz. Saat sabahın 04-05’i filan kapı çalınıyor.
Siz kapıyı postacı çaldı diye düşünüyorsanız ülkede demokrasi var.
Siz uyuyorsunuz. Saat sabahın 04-05’i filan kapı çalınıyor.
Siz kapıyı polis çaldı diye düşünüyorsanız ülkede faşizm var.
Bize böyle öğretmişlerdi. Ama gerçekten böyle değilmiş.
Neymiş?
Siz uyuyorsunuz. Saat sabahın 04-05’i filan kapı çalınıyor.
Siz kapıyı postacı çaldı diye düşünüyorsanız ülkede faşizm var.
Siz uyuyorsunuz. Saat sabahın 04-05’i filan kapı çalınıyor.
Siz kapıyı polis çaldı diye düşünüyorsanız ülkede demokrasi var.
Şimdi kapı çalındı, siz sevine sevine gittiğiniz, kapıyı açtınız bir baktınız karşınızda polis var. Bu durumda, “aaa polis geldi” demeyeceksiniz. Bu durumda kapıyı açtınız karşınızda polis var, “aaa demokrasi geldi” demelisiniz. (Bakınız Irak’a bile demokrasi nasıl geliyor.)
Şimdi siz gazete çıkarıyorsunuz, taşra baskılarını bitirdiniz. Merkez baskılara başladınız, bir baktınız karşınıza demokrasi gelmiş. Demokrasi sizin başyazarınızı, genel yayın yönetmeninizi “koruma” altına almış. Demokrasi “devam edin devam edin” diyor da bir yandan da basılan gazeteleri okuyor. “burada cümle düşüklüğü var” diyor at kuyruklu, küpeli bir polis. Dikkatlice bakıyorsunuz, adam haklı. Ama baskı devam ediyor artık düzeltme şansınız yok. İçinizden, “keşke demokrasi daha önce gelseydi de bu hatayı düzelseydik” diye düşünüyorsunuz.
Eskiden böyle miydi canım? Şimdi biz girmişik sınava, 12 Eylül öncesi günleri falan. Sınıfın bir sırasında biz bir sırasında polis oturuyor. Siz bakıyorsunuz sorular kazık. Ne yapayım diye düşünüyorsunuz, polis ile göz göze geliyorsunuz. Ama şimdiki gibi polisler bilinçli değil ki, ne bilsin termodinamiki, size hiçbir faydası olmuyor tabi. Siz kopya çekmeye filan kalkıyorsunuz. Ama polis hemen, “bu kopya çekiyor” diyerek sizi hocaya ispiyonluyor.
Her iki örneğe bakarsak demokrasi gelmiş mi, gelmemiş mi?
Şimdi Kanaltürk yayın yapıyor. Stüdyo hariç bütün odalarda maliye denetmenleri araştırma! yapıyor. Şimdi ART çalışanlar gelmiş içeri giremiyor. ART binasına demokrasi gelmiş, sizin televizyon göz altına alınmış. Sizi kapıda bekletiyorlar. Onlar da canlı yayın ekibi ile sokakta yayın yapmaya çalışıyor. Durumdan spiker pek memnun, “ohh ne güzel, haber yazmak yok, haber okumak yok. İstediğin gibi konuş” diyor.
Eskiden böyle miydi canım? darbe yapan komutanlar, en gıcır üniformaları ile geliyor, herkesi kovalayıp kameraların karşısına geçip, “sevgili hemşehrilerim, netekim” filan diyorlardı.
Biz, mücadelemiz siyasi iktidara karşı, AB-D emperyalizme karşı falan diyorduk. Bakın bu ezberimiz de yanlışmış.
Doğru olan ne imiş? Arkana başta AB-D ve siyasi iktidarı alarak ezber bozmak gerekiyormuş. Yani, siyasi iktidara karşı, AB-D’ye karşı miting yapanlara “darbeci” demek gerekiyormuş.
Aydın Engin Cumhuriyet Mitingleri için, “Almanya’daki gibi faşizmin ayak seslerini duyuyorum” demişti. Şimdi bazı ezberi bozulmamış birileri de çıkar, demokrasiyi savunmak adına, grev, boykot miting filan yaparsa hapı yuttuk demektir. O zaman demokrasi filan da kalmaz artık ülkemizde.
Bakınız bize nasıl yanlış ezber öğretmişler: şimdi siz bir yazar, gazeteci, sanatçı filansınız. Ne düşünüyorsanız çizebilip, yazabiliyorsanız ülkede demokrasi var sanıyorduk.
Ama bakın bu da yanlışmış?
Demokrasilerde, siz yazar, sanatçı, gazeteci filansınız. Aklınıza geldiğini çizip, yazarsanız, sabah saat 04-05’de kapınız çalınıp demokrasi gelecek diye düşünüp ona göre kendinize oto sansür uyguluyorsanız, demokrasi var demekmiş. Öğrenmiş olduk!!!
Evet ezberimizin bozulması gerekiyormuş. Ne diyelim sağ olsun bizim ezberimizi bozan, Baskın Oran, Dev-Yol kökenli olmayan öz ÖDP’li Ufuk Uras, TKP dönmesi Aydın Engin, Altan kardeşler, Etyiyenler’e filan.
Saygılarımla…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
