23 Ağustos 2009 Pazar

TKP'nin, "İrticaya ve Faşizme Karşı, ÖZGÜRLÜK BİLDİRGESİ" üzerine

TKP, 10 Ağustos 2009 tarihinde aşağıdaki açıklamayı yaptı.

"TKP tarafından yayınlanan Özgürlük Bildirgesi Parti üyelerinin ve parti dostlarının katıldığı 2010 toplantılarında ve parti birimlerinde yapılan bazı öneriler ışığında TKP Siyasi Bürosu tarafından gözden geçirilerek son haline getirildi.

Tüm ülkede yüzbinlerce dağıtılması planlanan ve partinin önemli politik metinlerinden birisi olarak kayda geçen …………"

"ÖZGÜRLÜK BİLDİRGESİ" içeriği dışında iki somut yanlış olduğu düşüncesindeyim:

1.Yanlış:

Özgürlük,
"İnsanın gerçek özgürlüğü bu nedenle sınıfların ortadan kaldırılmasında yatar." Bunu TKP sitesinde özgün Şen söylüyor.

Aydemir Güler de yine TKP sitesinde, "Özgürlüğün sınıflar üstü bir özünün bulunmadığı da doğrudur." Diyor.

Gerek Şen'in, gerekse Güler'in sözlerinde hiçbir yanlış yok.

Fakat TKP'nin, "Özgürlük Bildirgesi"nde ise,
"Çalışanların özgürlüğü" bölümünde, çalışma eşitliği, çalışma hakları, sendika hakkı gibi burjuva demokratik talepler gündeme getiriliyor. Oysa yukarıdaki açıklamaların ışığında bu ve diğer taleplerin gerçek özgürlükle hiçbir ilişkisi yok. Çünkü gerçek özgürlük için, işçi sınıfının egemenliğini kurmak ilk şart.

"ÖZGÜRLÜK BİLDİRGESİ"nin diğer talepleri ile birlikte değerlendirildiğinde bu bildirge ancak, "Demokratikleşme bildirgesi" olabilir.

Komünist partilerin demokratikleşme bildirgeleri olabilir mi?

Komünist ve işçi sınıfı partilerin, stratejileri, sınıfsız sömürüsüz bir toplumu kurmaktır. Taktikleri ise bu yola giden en uygun koşulların hazırlanması için mücadele biçim ve yöntemlerini belirlemektir.

Bunların ışığında işçi sınıfı partilerin iki programı olmalıdır, asgari ve azami program. Asgari program demokratikleşme programıdır, azami programı ise sınıfsız sömürüsüz bir toplum, yani sosyalizm/komünizmdir. (sosyalizm, komünizmin içinde yer alır ve komünizmin bir alt aşamasıdır)

Bu asgari programı ret eden sol yapılar da olmuş bazıları ülke koşullarına göre başarılı da olmuşlardır. Sonuçta Marksizm, "Tek Yol Devrim”i de ret etmez önemli olan ülkenin somut koşullarıdır.

Türkiye ve Türkiye gibi benzeri ülkelerde işçi sınıfı partileri, sınıfsız/sömürüsüz bir toplum aşamasına giden yolda, gelişmiş bir burjuva demokrasisi için mücadele ederler. Bu mücadele işçi sınıfı partilerinin asgari programlarıdır.


TKP, her ne kadar içeriğini tam olarak kitlelere ifade edemese de "Yurtsever Cephe" isimli bir yapılanmaya gitmiştir.

"Yurtsever Cephe" ne olmalıdır?

Türkiye içinde yaşayan, emperyalizm ve onun yerli işbirlikçileri ile uzlaşmaz çelişkileri olan, küçük ve orta burjuvazi, yaşantılarından memnun olmayan köylüler ile onların siyasi örgütleri ile birlikte oluşturulacak anti-emperyalist cephedir.

Bu cephenin amacı, anti-emperyalist, demokratik bir yapı olmalıdır.

İşte TKP'nin, "Özgürlük Bildirgesi" yerine, "demokratikleşme bildirgesi bu olmalıdır.

2. yanlış:

Komünist partiler de, burjuva partileri de istemlerini talep etmez, iktidara geldiklerinde uygulama sözü verir. Bir veya birkaç konu üzerinde iktidar partisinden demokratikleşme vb. konularda talepler olur, bunun için mücadele edilir, grev, yürüyüş, miting vb. şeyler yapılabilinir.

Ama,
"Çalışanların özgürlüğü
İnanç özgürlüğü,
Seyahat özgürlüğü,
Kadın - erkek eşitliği ve kadınların özgürlüğü,
Silahlı kurumların yetkilerinin sınırlandırılması,
Haberleşme, basın-yayın özgürlüğü ve siyasal haklar,
Eğitim kurumlarında özgürlü,
Gençlerin ve çocukların özgürlüğü,
Sağlık ve özgürlük,
Bütün halklar için özgürlük"

Gibi, tüm devletin yeniden yapılanmasını gerekli kılan talepler var olan siyasi iktidardan istenmez. Böylesi talepleri ancak, sendikalar, dernekler isteyebilir. Siyasi partiler değil. Yani şimdi bunları AKP hükümeti mi gerçekleştirecek?

Her siyasi partinin temel hedefi iktidar olmaktır. Bunlar iktidarı amaçlayan siyasi partilerin vatandaşlara vaat ettiği haklar olmalıdır.

Bu talepler işçi sınıfı partilerinin asgari programlarında yer alırlar.

Son olarak Özgür Şen'in, "yoksa özgürlük bir yalan mı?" yazısına bir ek;

İnsanların gerçek özgür olması için sınıfların ortadan kalkması ilk şarttır ama bu yeterli olmaz. Olmaz çünkü bunu somut olarak reel sosyalizmin iflasında yaşadık. İnsanların özgür olması için, içinde yaşadığı ülkede ve tüm dünyada kapitalizmin sona ermesi gereklidir.

Ama bu da yetmez.

İnsanların gerçek özgür olması için,

"Zorunluluğun bilince varması" gereklidir.

Yani birey toplumsal yaşamanın bir parçası olduğunu bilmeli ve topluma karşı ödev ve yükümlülüklerini kendi başına, herhangi bir devlet aygıtı, mesai çizelgesi, giriş çıkış kartları vb. zorlamalar olmadan yerine getirecek bir bilince varmalıdır.

İşte o zaman insanlar gerçek özgürlük ile tanışacaklardır.

Saygılarımla…

19 Ağustos 2009 Çarşamba

“Medya Savunma Alanları”

Türkiye’de son günlerde içeriğinin ne olduğu bilinmeyen bir açılımdan söz ediliyor. Cumhurbaşkanı, Başbakan, İçişleri Bakanı, yandaş medya sürekli bir şanstan, açılımdan söz ediyor fakat açılımın içeriği konusunda hiçbir açıklama yapılmıyor.

Söz konusu olan, “Kürt açılımı” veya “demokratik açılım” aslında “Medya Savunma Alanları” dır.

Nedir “Medya Savunma Alanları”?

Ecevit, ABD’nin neden Apo’yu paketleyerek kendisine verdiğini bilmediğini söylüyor.

Aslında her şey çok basit. ABD Irak’ı işgal edecek. Bu işgal sonrası Barzani ve Talabani ile işbirliği yapacak. Yapıyor da. Bu plan içinde Apo’nun, PKK’nın bir rolü yok. Bu yüzden ABD, Apo’yu paketleyip Türkiye’ye veriyor.

Irak işgali bildiğimiz gibi gerçekleşiyor. Fakat ABD planlarında olmayan bir şey yaşanıyor. Irak halkı ABD’yi çiçeklerle karşılamıyor ve Irak halkı işgalcilere karşı çok ciddi bir direniş gösteriyor.

Bu direniş halen sürüyor. Obama da, ABD’nin paramparça olan imajını düzeltmek için görevlendirildiğinden, 2010 yılında Irak’tan çekileceğini söylüyor.

Evet, ABD’nin şimdiki planı 2010 yılında ırak’tan çekilmek. Ama bu elbette Irak’ı terk etmek demek değil. ABD Irak’ın güvenli bölgesine çekilerek, petrol üretimini ve dağıtımını kontrol altına almak istiyor. Bunun için tek güvenilir yer ise Irak’ın kuzeyi, yani Kürt bölgesi yer alıyor.

Aslında ABD Irak işgaline başladığı ilk anda, 26 ülkenin sınırlarını değiştirerek, kendisine İsrail gibi hizmet edecek, bölgede ABD’nin silahşörlüğünü yapacak bir yapılanma içine girmek istiyordu, fakat Irak direnişi bu emellerini gerçekleştiremedi, büyük Kürdistanı kuramadı.

Irak’taki ve Afganistan’daki şiddetli direniş karşısında Büyük Kürdistanı kuramayan ABD şimdilik küçük Kürdistanı, yani Irak’ın kuzeyinde, tam bağımsız veya özerk bir devlet kurmak ve oraya yerleşmek istiyor. Fakat orada da “Medya Savunma Alanları” var.

“Medya Savunma Alanları” PKK’nın, Kuzey Irak’ta , Kandil Dağı çevresinde ilan ettiği, özerk / bağımsız bölge.

PKK o bölgeyi “Medya Savunma Alanları” ilan ederek Barzani’ye, ABD’ye, Türkiye’ye kapatıyor. Kısaca, “burası benim bölgem, benden izinsiz giremezsiniz” diyor.

ABD’nin planın işlemesi için bu sorunun çözülmesi gerekiyor.

Türkiye’de “çok bilmişler” ABD’nin Kandil ve çevresini ele geçirerek PKK kadrolarının Türkiye’ye teslim edilmesini istiyor.

Aslında ABD’nin bunu gerçekleştirmesi için yeterli gücü yok.

TSK’nın 25 yıldır başaramadığını ABD’den beklemek elbetteki hayal. ABD’nin PKK’ya saldırması demek, Irak’ta Talabani’nin, Barzani’nin sonu demek. Çünkü, bu durumda Irak Kürtlerinin tamamına yakını PKK’yı destelemek durumuna düşecektir. Çünkü çoğu birbirleri ile akrabadır.

Apo’nun da Barzani önderliğini kabul etmesi mümkün olmadığına göre bu sorunu Türkiye çözmelidir. İşte “Kürt açılımı”, “demokratik açılım” budur.

ABD sayesinde Türkiye PKK’ya tavizler verecek PKK’da ABD’ye Kuzey Irak’ta sorun çıkarmayacaktır.

Tüm hesap budur. Bunun için ABD, Kuzey Irak’a yerleşecek üst düzey subayları için İncirlik’te yüzlerce ev yapımına başlamıştır bile.

ABD’nin bu hesabı tutar mı? Göreceğiz.

1 Mart Tezkeresi öncesi de, ABD bölgede yerler kiralamış, inşaatlara da başlamıştı fakat 1 Mart Tezkeresi kabul edilmeyince tüm çalışmaları boşa gitti.

Son olarak, PKK, MİT tarafından kurulmuş, fakat devlet kontrolünden çıkmıştır. Bugün bazı ülkeler, ABD, AB PKK’yı kontrol ettiklerini düşünürken PKK hem ABD’yi hem AB’yi hem de TSK’yı zaman zaman kullanmış fakat kendi bağımsızlığını önemli oranda korumuş ve dengelerle oynamasını bilerek gücünü korumuştur.

Saygılarımla…

31 Temmuz 2009 Cuma

YALANLAR VE GERÇEKLER!

Yalan: Türkiye’de gazete okuma oranı Avrupa ülkelerine göre en düşük ülke.

Gerçek: Türkiye’de gazete okuyan kitle sayısı, gazete satışları ile orantılı değildir. Türkiye’de gerek mahallelerde gerek köy kahvelerinde alınan bir gazete onlarca kişi tarafından okunur. Gazeteler elden ele gezdiği için eskir, yıpranır. Bu durum genellikle Avrupa ülkelerinde yoktur. Çünkü Avrupa ülkelerinde bizim gibi “kahve kültürü” yoktur.

Yalan: Türkiye’de kitap okuma oranı çok düşüktür.

Gerçek: Türkiye’de kitap fiyatları çok pahalıdır. Türkiye’de lisanslı kitap almak neredeyse kerizlikle eşdeğerdedir. İnsanlar neden bandrollu kitap alsın? Korsanı çok ucuza varken. Elbette korsan kitaplar istatistiklere girmiyor. Ayrıca Türkiye’de bir de kitap değiş/tokuşu vardır. Yani Türkiye’de bir kitabı bir kişi okumaz.

Yalan: Türkiye’de süt tüketimi çok azdır.

Gerçek: Türkiye’de süt tüketimi ne kadar olması gerekiyorsa o kadardır. Çünkü Türkiye’de satılan tüm sütler faturalı olmadığı için süt tüketimi de istatistiklere girmez. Herkes bilir, Türkiye’nin her mahallesinde sütçüler vardır.

Yalan: Avrupa ülkelerinde GSMH kişi başına 30 bin dolar Türkiye’de 6-7 bin dolar.

Gerçek: Türkiye’de ekonominin yarıdan fazlası kaçaktır. Ayrıca Türkiye’deki yaşam Avrupa ülkelerine göre 5-8 kat daha ucuzdur. Avrupa halkı karpuzu/kavunu dilimle, portakalı/elmayı tane ile satın alır. Örnek karpuzun kilosu avrupada 1 avrodur. Yine domatesin kilosu avrupada 3.5 avrodur. Çay, kahve, su, soda 3-5 avrodur.

Yalan: Avrupa aydınlanma devrimini yapmış demokrasiyi oturtmuştur.

Gerçek: aydınlanma devriminden sonra sayısız savaşlar yaşanmış, demokrasiler askıya alınmıştır. 1930-1945 yıllarında avrupanın tamamında ya faşizm vardır ya da tüm demokrasiler ve demokratik haklar askıya alınmıştır.

Ayrıca avrupanın yarısı monarşi ile yönetilmektedir. Yani krallıkla. Kimi liboşlar krallığın erdeminden söz edip dururlar. Demokrasilerde herkes eşit doğar (aslında kapitalizmde kimse eşit doğmaz) ama kimisi de prens, prenses olarak doğar.

Avrupa laik değildir. Kapitalizm dinle uzlaşmıştır. Din egemenliğini kapitalist devlete kabul ettirmiştir. Nüfus kayıtları kiliselerde tutulur, nikahlar kilisede kıyılır, meclislerde incile el basarak yemin edilir vb.

Yalan: Türkiye’de İttihak ve Terakkici darbe geleneği vardır.

Gerçek: Türkiye cumhuriyetini İttihak ve Terakkiciler kurmuştur. Eğer onlar olmasaydı bugün Türkiye Cumhuriyeti olması pek olanaklı değildi. Zaten bu yüzden onlar bu saldırıların hedefi oluyor.

Türkiye Cumhuriyetinin İttihak ve Terakkici geleneği 1960 tan sonra yok edilmiş onun yerine ABD/Nato geleneği gelmiştir. 1960 sonra yapılan tüm darbeler ABD patentlidir. Tüm dünyada olduğu gibi.

Yalan: Türkiye’de gizli Nato, Gladyo, derin devlet, darbeciler tasfiye ediliyor.

Gerçek: Gizli Nato, Gladyo, derin devlet demek ABD demektir. AKP’nin arkasında da ABD olduğuna göre Türkiye’de gladyo yok edilemez. Bu iş doğasına aykırı olur. Yani artık ABD Türkiye’de darbe yapmaktan vaz mı geçmiş oluyor? Önümüzdeki seçimlerde iktidara ABD karşıtı sol hükümetler gelirse ABD darbe yapmayacak mı?

Yalan:Osmanlıda tüm uluslar kardeşçe yaşarken İttihak ve Terakkiciler ve Türkiye Cumhuriyeti, ermeni ve Rumları yok etti.

Gerçek: Osmanlı güçlü iken sorun yoktu fakat hasta adam olunca Osmanlıyı paylaşma hesapları başladı. Bunun için Ermeniler ve Rumlar kullanıldı. Ermeniler önce rus ordusunda sonra da Fransız ordusu ile birlikte Osmanlıya arkadan saldırdılar. Emperyalist ülkelerin oyuncağı olarak kırımlara uğradılar. Peki Enver paşa Ruslarla beraber Osmanlıya saldıran Ermenilere madalya mı takması gerekiyordu? (tehcir kanlı olması kabul edilebilir bir şey değil elbette)

Ya peki Rumlar? Yunan ordusu İzmir’e çıkınca Rumlar canlı kalkan oluşturarak, “burası bizim ülkemiz, biz burada kardeş kardeş yaşıyoruz ve sizi istemiyoruz mu dediler? Yoksa evlerinin balkonlarına yunan bayrağı mı astılar? Onlara asker mi verdiler? Elbette bunlara da madalya verilemezdi.

Yalan: 6-7 Eylül olaylarını İttihak ve Terakkiciler çıkardı.

Gerçek: 6-7 Eylül olaylarını ABD organize etti. provakasyonda ırkçılar ve şeriatçılar kullanıldı. İsrail devletine kimse yerleşmek istemiyordu. Şimdi de istemiyor. Bir çok İsrail vatandaşı ülkelerini savaş nedeniyle terk ediyor. İsrail devleti bunu engellemeye çalışıyor. İşte 6-7 Eylül olaylarının arkasındaki gerçek de, İsrail’e vatandaş devşirmekti.

Son söz olarak:
Türkiye’nin başında bir Kürt sorunu var. Her iki ulustan da insanlar ölüyor. Bu sorun çözülmeli. Hükümet yeni bir demokratik açılımdan söz ediyor. Ama içeriği konusunda bilgi vermiyor.
Türkiye bu sorunu çözmeli. Fakat eğer, “demokratik açılım” demek bölgedeki ABD çıkarlarını savunmak demekse bu açılım hem Türk halkına hem de Kürt halkına uzun yıllar sürecek acılar verecek demektir. Çünkü ABD kendi çıkarı dışında, ne Kürtlerin ne de Türklerin çıkarı için hiçbir şey yapmaz.

Saygılarımla…

1 Temmuz 2009 Çarşamba

Honduras

Honduras'ta İttihak ve Terakkiciler (yani ABD) darbe yaptı! Yönetime el koyan ordu devlet Başkanını sürgüne gönderdi.

Seçilmiş bir devlet başkanına yapılan bu darbe üzerine;

AKP hükümeti Honduras ile her türlü ilişkisini kesti. Başbakan Tayip Erdoğan, "halkın iradesinin yok edilemeyeceğini" belirterek "Yeni başkanı hiçbir zaman tanımayacağız" dedi. Türkiye BM Güvenlik Konseyini acil olarak toplantıya davet etti.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, "Honduras'taki gelişmelerden kaygı duyuyoruz. Ama korkulacak bir şey yok. Yargıya güvenmek lazım" dedi.

Türkiye Barolar birliği ise yaptığı açıklamada, Honduras devlet başkanı Zelaya'nın pijamaları ile sınır dışı edilmesine sert tepki gösterdi. Baro yönetimi, uluslararası hukuk kurallarına göre başkanın elbiselerini giyme hakkı olduğunu belirtti.

Taraf Gazetesi darbeyi protesto etmek amacıyla sadece siyah beyaz olarak yayınlandı. Çongar ve Altan darbeyi planlayanın Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chávez olduğunu ileri sürdü. Kanıt olarak da Chavez ile Honduras askeri yetkilileri ile yazışmaların olduğu bir fotokopi yayınladı.

ABD acil olarak Birleşmiş Milletleri toplayarak Honduras'ın darbecilerine karşı askeri yaptırım talebinde bulundu.

AB ülkeleri, "biz demokrasiden başka bir rejim tanımayız" diyerek Honduras'ın seçilmiş demokratik Başkanı Zelaya'dan başka kimseyi tanımayacağını belirterek Honduras'a karşı ekonomik yaptırım kararı aldı.

Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök, "ordu yönetime el koymasaydı, Honduras'ta iç savaş çıkacak belki de binlerce insan ölecekti. Bu durumu iyi düşünmek lazım' dedi.

Elbetteki şaka bir yana, fakat bakın kimler darbecilere karşı çıkıp net tavır alıyor?

Venezuela Honduras'a petrol ihracını durdurdu.

Küba Honduras darbecilerini tanımayı reddediyor.

Honduras'ta Pazar günü gerçekleştirilen darbenin ardından ülke dışına çıkarılan Honduras Devlet Başkanı Manuel Zelaya, ülkesine dönmenin yollarını arıyor. Perşembe günü Honduras'a döneceğini açıklamış olan Zelaya'ya, bu yolculukta Arjantin Devlet Başkanı Cristina Fernández, Ekvador Devlet Başkanı Rafael Correa ve Amerika Devletleri Örgütü (OAS) sekreteri José Miguel Insulza eşlik edecek.

Birleşmiş Milletler'den Zelaya'ya destek
New York'taki merkezde Manuel Zelaya'nın da katılımıyla toplanan Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'ndan, Zelaya'ya destek kararı çıktı. Kurula sunulan karar taslağı, ülkenin meşru hükümeti ve Devlet Başkanı Manuel Zelaya'nın derhal koşulsuz olarak görevlerinin başına getirilmesini savunuyordu.

Genel Kurul'un olağanüstü toplantısının başlangıcında, karar taslağının şu ülkeler tarafından önerildiği açıklandı: Antigua ve Barbuda, Belize, Bolivya, Küba, Dominika, Ekvador, El Salvador, Guatemala, Nikaragua, Dominik Cumhuriyeti, San Vicente ve Granadinler, Brezilya, Venezuela, Kosta Rika, Peru, Meksika, Şili, Uruguay, Arjantin, Paraguay, Suriye.
(basından)

12 Haziran 2009 Cuma

Türkiye’de neler oluyor?

Ben Türkiye’de neler oluyor? Diye bir araştırma yaptım. Benim araştırmama göre kimse Türkiye’de neler oluyor? bilmiyor.

Türkiye’nin Cumhurbaşkanı, Başbakanı, bakanları Türkiye’de neler oluyor? bilmiyor.

Aynı şekilde Türkiye’nin, ana muhalefet partileri, “yavru muhalefet” partileri de Türkiye’de neler oluyor? Bilmiyor.

Yine Türkiye’deki komünist , sosyalist, sol partiler de Türkiye’de neler oluyor? Bilmiyor.

Yine, liberaller, dönek Marksistler, 2. Cumhuriyetçiler de, Türkiye’de neler olur? Bilmiyor.

Sadece bunlar mı?

ABD Başkanı Obama da Türkiye’de neler oluyor? Bilmiyor.

Yine AB de, İsrail de Türkiye’de neler oluyor? Bilmiyor.

Bilmiyorlar, çünkü her görüşün yazılarına bakıyorum, çoğu yabancı kaynak göstererek Türkiye’de neler olduğunu tanımlamaya çalışıyor. Elbetteki Türkiye’dekiler ülkede ne olduğunu bilmezse yabancılar nereden bilecek ki?

Kimisi diyor ki, ABD, Obama ile birlikte “ılımlı İslam” projesinden vaz geçti. Başka bazı kimileri de Obama diğer İslam ülkelerine Türkiye’deki “ılımlı islamı” örnek gösterdi. Vb.

Türkiye’de yine kimse “Ergenekon” soruşturmasının nereye gideceğini bilemiyor.

Yine KESK’e operasyon yapılıyor. Bazı üyeleri göz altına alınıp tutuklanıyor kimse onların neden tutuklandığını bilmiyor. Ne kadar tutuklu kalacağını da bilen yok. Şimdi onlar PKK yanlısı mı? Ergenekoncu mu? Diğer başka illegal bir örgüt üyesi mi? Bilen yok. Suçlama da yok.

Şimdi ben onların bilmediğini biliyorum.

Türkiye’de neler oluyor?

Hiçbir şey olmuyor. Hiçbir şey olmadığı için de kimse Türkiye’de ne olduğunu bilemiyor.


Türkiye’de bir şey olmuyor çünkü, Türkiye “ılımlı İslam” dan falan vaz geçti. Her şey 1980 öncesine döndü. Yine Türkiye’nin, büyük kentlerinde, üniversitelerinde polis ve ülkücüler sol görüşlülere saldırmaya başladı.

Her şey rutin işlemlerine döndü yani. Tüm dünyada, 2003 yılı öncesi Türkiye’de olduğu gibi.

Ama bu rutin işleri de biraz açmamız gerekiyor.

Şimdi ABD, AB, İsrail gelmiş Türkiye’ye “Irak’a, Afganistan’a, Lübnan’a olası İran ve Pakistan savaşlarına asker vereceksin” diyor. Yine “Ermenistan sınırını aç” diyor, “Kıbrıs’tan vaz geç” diyor, “Trakya’yı Türkiye’den kopar AB’ye sok” diyor. Diyor oğlu diyor.

Şimdi CHP Genel Başkanı Deniz Baykal aptal mı? Bu isteklerini muhatabı olsun. Yine MHP Genel Başkanı Bahçeli aptal mı? Elbette değil. “Abdullah Gül Cumhurbaşkanı olursa onu oradan indiririz” diyor sonra da onu Cumhurbaşkanı yapmak için 367’ye destek veriyor.

AKP Genel Başkanı Tayip Erdoğan ise her şeye “tamam” diyor hiçbir şey olmuyor. Olsun, dünya liderlerinden sözünü tutmayan sadece Erdoğan değil ki.

Şimdi Türkiye’de 29 mart yerel seçimler sonrası AKP kıyı kentlerini yitirdi, oy kaybetti ya, yani iyi kötü demokrasi işliyor ya, devlet yine rutin işlemlerine geri döndü.

Rutin işlemler ise gayet net ve açık. Ülkücüler devlet yanlısı, solcular ise devlet karşıtı. Böyle olunca polis ve ülkücülerin saldırıları solculara karşı sürecek demektir. Böyle olduğu sürece de korkulacak hiçbir şey yok demektir.

Şimdi laikler şeriat geliyor diye korkmasın da fakat Başbakan’ın Davos çıkışı ne olacak? Başbakan Erdoğan Davos’ta İsrail’e hak ettiği yanıtı verdi. Hem de İsrail Devlet Başkanın karşısında. Tüm dünyada da büyük destek aldı.

Konuşmak o kadar zor değil de, onlara rağmen hükümet olmak oldukça zor. Çünkü, hep söylenir, “Türkiye’de iktidarı ABD/İsrail belirler” diye.

Sonuç olarak Türkiye’nin, Erdoğan’ın tek sorunu şimdilik bu.

Bu amaçla Erdoğan mayınlı bölgeyi İsrail’e 40-50 yıllığına vermek istiyor. İsrail’in elbetteki iştahı kabarıyor. Filistin’e bir geldiler, toprakların yüzde birine yerleştiler, yüzde 90’a yayıldılar. Şimdi aynı iştahları Türkiye için kabarıyor.

Bu anlamda Erdoğan’ı desteklemeye devam ediyorlar. Eeee CHP ve MHP aptal olmadığına göre ABD, AB, İsrail’in başka seçeneği kalmıyor. Erdoğan’ın sözlerine güvenerek, mayınlı topraklarının üzerine oturma düşleri görmeye devam ediyorlar, epey de edecek gibi görünüyorlar.

Başbakan Erdoğan mayınlı arazilerin İsrail’e verilmesinin olanaksız olduğunu bilmiyor mu? Elbette biliyor. Amaç İsrail’in biraz daha düş görmesini sağlamak.

Aslında Türkiye’de hiçbir şey olmuyor. Sadece oluyor gibi görünüyor.

(Hiçbir şey olmuyor derken; Ergenekon gerekçesiyle tutuklanıp beraat edebilecek kişilerden, yine aynı şekilde tutuklanan KESK üyelerinden özür diliyorum.)

Saygılarımla…

19 Mayıs 2009 Salı

SİVİLLER RAHATSIZ!

Genç olmayan, saçları beyazlamış bir sivil;

“Ergenekon diyoruz, toprak altında bir sürü silah- mühimmat buluyoruz, Cumhuriyet mitinglerine katılmayın katılırsanız, “darbeci. Ergenekoncu olursunuz” diyoruz. İnsanlar daha çok 17 Mayıs Tandoğan mitingine katılıyor.

Türkan Saylan’ın darbeci olduğunu söylüyoruz, TV’lerde canlı yayınlar falan yapıyoruz ama insanlar Saylan’ın cenaze törenine akın akın gidiyor.

Bu böyle olmaz. Acil olarak önlem almamız gerekir.”

Diyen genç olmayan sivil yapılmasını gerekenleri şöyle sıralıyor:

GENÇ OLMAYAN SİVİLLERDEN ÖNERİLER!
1- Ergenekon davası koyunları bile korkutamıyor. 17 Mayıs Tandoğan Mitingi, Türkan Saylan’ın cenaze törene bunlara kanıt. Ergenekon’dan vaz geçilmeli. Bunun yerine AKP’ye karşı olan her kurum yöneticilerine “Domuz Gribi” teşhisi konulsun. İnsanları Silivri Cezaevi yerine Ankara Devlet Hastanesi intaniye koğuşuna kapatılsın. (Bakın bakalım o zaman kitle desteği olacak mı?)

2- Tandoğan Meydanı yıkılsın yerine gökdelen yapılsın.

3- Anıtkabir’e giden bütün yollar yaya ve araç trafiğine kapatılsın.

4- Cenaze törenlerine 4 kişiden fazla kişi katılmasın.

5- Türkiye’de ABD postalı dışında postal giyilmesi yasaklansın.

6- Deniz Baykal, Süleyman Demirel, Hüsamettin Cindoruk’u kene ısırsın.

7- Tanrı Altan’ın batakhanesine fırıldak olmuş sosyalistler nasip etsin. Tanrı, Taraf’ı Oya Baydar gibi az döneklerden korusun.

8- Doğan Gurubu Aydın Engin’e Nobel ödülü vererek maaşını artırsın.

9- Ankara yerine Konya başkent yapılsın.

10- Deniz kenarlarına duvarlar örülsün, insanların denizlerle ilişkileri kesilerek AKP’ye oy vermeleri sağlansın.

11- Bülent Arınç ve Başbakan Erdoğan’a karşı çıkan Manisa ve Antalya Türk vatandaşlığından çıkarılsın.

12- AKP’ye oy vermeyen seçmenler seçim kütüklerinden silinsin.

13- Buzdolabı, Çamaşır makinesı, Çekyat alıp da AKP’ye oy vermeyen Tunceli, köy yapılarak Konya’ya bağlansın.

14- Uğur Dündar kapatılan Kanal Biz’e transfer edilsin.

15- Doğan Medya gurubuna el konularak Albayrak’lara satılsın.

16- Gecekondu evlerinde cüzzamlı hastalar bulunarak Türkan Saylan’ın kariyeri çizilsin.

17- Kazılarda, el bombası, law silahı yerine, tank, savaş gemileri ve savaş uçakları çıksın.

18- Silah, araç, gereç ve mühimmat çıkan kazılarda İstanbul 10. Noteri hazır bulunsun.

19- Deniz Feneri davasına Savcı Öz baksın.

20- Taraf Gazetesi Resmi Gazete olsun.

21- “1 Mayıs 1977’de buradan ateş edenler bulunsun” ama Marmaris ressamı Kenan Evren’e devlet itibarı devam etsin.

22- Cumhuriyet Mitinglerine katılanlar Tehcir edilsin. Nereye mi? Akdenize!!!

23- TSK tasfiye edilerek yerine korucular getirilsin.

28 Nisan 2009 Salı

AKP HÜKÜMETİ NEREYE KADAR?

Türkiye Paronaya mı görüyor?

Yandaş medya, Taraf yazarları, "86 yıllık Cumhuriyet parçalanacak korkusu neden?" diye soruyor ve bunun Paronaya olduğunu ileri sürüyor.

Gerçekten Türkiye Paronaya mı görüyor?

Uzaklara gitmeden komşularımıza, yakın ülkelere bakalım.

Yunanistan AB'ye alınarak yutulmuş. Yunanistan'da halk hareketleri artmış ve yakında AB'den çıkma eylemleri bekleniyor. Bulgaristan aynı şeklide.

Yugoslavya param parça edilmiş. Devlet başkanları emperyalist zindanlarda katledilmiş.

Avrupa’nın 4. gelişmiş ülkesi, Çekoslovakya yine ikiye bölünerek yutulmuş.

SSCB param parça edilmiş. Bir kısmı AB’ye bir kısmı ABD-Nato'ya alınmış. Halkları kurtulmaya çalışıyor.

Afganistan işgal altında. Fakat Nato Afganistan'a girdiğine bin pişman.

Pakistan Nato saldırısı ile karşı karşıya. Aynı şekilde Suriye ve İran da öyle.

Irak işgal edilmiş ve üç parça durumunda.

ABD bölgeye gelmiş elinde BOP haritası. Bu haritaya göre 26 ülkenin sınırları yeniden çiziliyor. Haritaya göre Türkiye sınırları da küçülüyor.

Bu durumda ülkesini seven yurtseverler, sosyalistler ülkenin bölünmesi riskini gündeme getirirse Paronaya mı görmüş oluyor?

Osmanlı devleti 300-400 yıl, askeri gücü olmadığı halde milyonlarca kilometrekarelik bir coğrafyayı elinde tutmayı bildi. Bunu Avrupa devletlerinin dengelerini kullanarak becerdi. Osmanlı'nın uyguladığı dış politika sayesinde Avrupa devletleri Osmanlı'yı nasıl paylaşacaklarını bilemediler.


Benzer uygulama 2. dünya savaşında da uygulandı. Tüm Avrupa, Afrika, Asya'nın bir kısmı kan içinde kalırken Türkiye kendini bu savaşın dışında tutmayı bildi.

Sonra bilindiği gibi iki kutuplu bir dünya ortaya çıktı. Türkiye bu iki kutuplu dünyada yerini ABD yanında belirledi.

Sonra SSCB ve sosyalist sistem dağıldı. Türkiye'nin yeni politikaya gereksinimi vardı. Onu da iyi kötü yürüttü.

Fakat ABD'nin içine girdiği derin ekonomik kriz ve egemenliği kaybetme riskini görmesi sonucu 11 Eylül saldırısını gerekçe göstererek eski, gönüllü sömürgeciliğini sürdüremeyeceğini anlayarak, SSCB gibi gönüllü sönümlemeyi, küresel güç olmaktan vazgeçmeyi kabul etmeyerek, "Roma İmparatorluğunun kurallarını" uygulamaya kalktı. Bu kural kısaca şuydu, "dünyanın en büyük ordusu bende. İstediğimi yaparım. Ya bendensiniz ya da düşmanımsınız" vb.

ABD bölgesel çıkarları için İsrail devleti gibi yeni devletler kurmak istiyordu. Bu devletlerden birisi büyük Kürdistan ve sonraki hedefi ise büyük Ermenistan'dı.

Türkiye Cumhuriyeti, yukarıda belirtilen deneyimler sonucu elbette kendisini koruyacaktı. Devletin, ülkenin işgali, bombalanma, binlerce ölü, yaralı ve acılara karşı refleksi ortaya çıktı.

AKP hükümeti.

11 Eylül saldırılarını gerekçe göstererek dünyaya kafa tutan ABD'ye karşı sadece ama sadece Türkiye "olmaz" dedi. Rusya, Çin, Fransa ve Almanya ve tüm diğer ülkeler ABD'nin her tür isteklerini kabul ederken, Türkiye 1 Mart Tezkeresini ret ederek dünyada ABD'ye hayır diyen tek ülke oldu.

(Bu sayede Eurovizyon'da birinci bile olduk.)

AKP, ABD'nin çıkarlarını yerine getirmek üzere hükümet yapıldı. Ecevit hükümeti paldür/küldür düşürüldü ve Irak savaşı öncesine AKP hükümeti yetiştirildi.

ABD, 1 Mart tezkeresinin geçeceğinden o kadar emindi ki, araziler satın almış/kiralamış hangar vb. inşaatlara başlamıştı. Asker dolu ABD gemileri Akdeniz'de Türkiye'ye giriş yapmak için tezkeresinin geçmesini bekliyordu.

Ne diyordu o zamanlar bizim liboşlarımız? "Devlet memurlarına maaş veremez duruma gelir, ABD askerleri gemilerde, havasız ve sıcaktan bunalıyor" vb.

1 Mart tezkeresi geçmedi, hiçbir şey de olmadı. Fakat ABD bu olaya çok kızmıştı. Ama, "kubura süpürme kullan" işine geldi ve kullanmaya devam etti. Etmesine etti de ne isterse Türkiye "olmaz" dedi. Afganistan'a, Lübnan'a, Irak'a savaşçı birlik gönderilmedi, Suriye ve İran'a karşı ABD ile işbirliği sağlanamadı.

Tüm bu süreç yaşanırken, ABD Afganistan dağlarında Taliban'a teslim olurken, Irak çöllerinde patinaj yaparken, Rusya ve Çin ekonomisini düzeltti. Güney Amerika'da ABD karşı hükümetler iktidara geldi. Süreç ABD aleyhine işlerken tüm ABD muhalefeti ülkeler konumlarını güçlendirdi. Tüm dünyada, "demokrasinin beşiği" denilen ABD'ye karşı tepkiler arttı. ABD'nin demokrasinin Ebu garip, guatemala demokrasisi olduğu ortaya çıktı.

Buna karşı bilindiği gibi ABD imaj değiştirmek zorunda kalarak, zenci Obama'yı devlet başkanı yaparak, "iyi polis" rolü oynamaya başladı.

Bu arada Türkiye ne yaptı, yerel seçimlerde AKP oylarını ciddi bir şekilde düşürerek, inişe geçirdi, "seçimle geldi, seçimle gidecek" mesajı verdi.

Sonuç olarak, "AKP hükümeti nereye kadar?" ABD'nin bölge için tehdit olmasının sona ermesine kadar mı?


Peki onlar, yani ABD/AKP ne yapıyor? Ergenekon ile gidişatı tersine çevirmeye çalışıyor. Ama sizce başarılı olabiliyorlar mı?

Tüm bu gelişmeler yaşanırken, Türkiye'nin tüm yer altı/ yer üstü zenginlikleri yerli yabancı holdinglere peşkeş çekildi. Cumhuriyet döneminin tüm kazanımları yandaşlara verildi. Kriz gerekçe gösterilerek bunalımın tüm yükü işçi, emekçi, köylü ve dar gelirlilere yüklenirken tekeller servetlerine servet katmaya devam etti.

Gelişmelere sosyalist parti ve demokratik kitle örgütleri seyirci kaldı. Eğer işçi ve emekçi çıkarlarını savunan sosyalist partiler halkın içinde yaşam alanları bulacak politikalar üretemezlerse, işçi, emekçi, dar gelirli ve köylü kesim, egemenlerin oyunlarının seyircisi olmaktan bundan sonra da kurtulamayacaklar.

Biraz komplo teorisi gibi oldu ama karar sizin.

Not: 1. dünya savaşında Osmanlının sömürgeci geleneği ne oldu? Gibi sorulara karşı ise:

Osmanlının 1. dünya savaşında Almanya yanında savaşa girmekten başka seçeneği yoktu. Yoktu çünkü İngiltere, Fransa ve Rusya zaten Osmanlıyı parçalayıp yutmaya planlamışlardı. Hiçbir şey yapmadan parçalanmak yerine savaşarak büyümeyi tercih ettiler, başaramadılar. "Savaşarak küçüldüler".

Saygılarımla…

İsmet baytak